hakan tok
  Turkiyemiz Bir Cennet
 

Gezi Haberleri ve Otelleri

Ordu

Üç değişik kesitten meydana gelir ordu; Karadeniz, tarla ve dağ. Kısacası hamsi, fındık ve yayla. Topraklarında arkeolojik sırlar, sokaklarında anılar saklıdır. Kurul kayası olarak bilinmekte olan antik yerleşim merkezi burdadır. Kayaların üstünde olan, 480 basamakla inilen kurul kayası’nın ve civardaki tahmini 75 benzerinin pontos kralı tarafından cariyeleri, aile eşrafı ve hazinesi için yaptırıldığı yorumlanır. Yason burnu mitolojik yönden kıymetli bir yerdir, Çaka köyünün koyları antikçağın işçilerinin izlerini taşıyan balık havuzları ve odalarla bezelidir.

Fatsa’nın doğusundaki bolaman köyünden başlayan otoyolu kıvrılarak tepelere tırmanır, ordu’ya kadar ruhu coşturan koylardan, yerleşim yerlerinden geçer. Yolcu yalıköy’de yemek yemeli, mendersönü’nde saçlı’da çay içmeli, yason’daki antik örenyerini gezmeli, Çaka’da denize girmelidir. Son söz yaylaların olsun ve canik dağları’nı süsleyen Çambaşı, turnalık, taşbaşı, geçilmez, kaleboynu, karagöl gibi yüksek yurtlar konuklarını ağırlasın. Orta camii olarak da bilinmekte olan İbrahim paşa camii, hamidiye ( Hükümet ) Camii, yalı ( Aziziye ) Camii ile konstantin, mustafa bey, yusuf ağa, soğuksu ve Çürüksulu ali paşa çeşmeleri kentin tarihi değerleri.

Gezilecek yerler

Perşembe: ordu’ya 16 km. Eskinin ehemmiyetli limanlarından birisiydi, bugünse bir sahil kasabası.

Vonaotel 452-517 43 10 / otel dedeevı 452-517 38 02 / gebeşoğlu otel 452-537 60 49 / dolunay ( Fatsa ) 452-433 72 00 / garden yalçın 452-423 14 78

Güzelyalı: Şehir merkezine 2 km. Ordu’nun en çekici plajlarından.

Aydoğan tepesi:
gölköy mesudiye sınırındaki en yüksek tepenin çevresi çam ve geniş yapraklı ağaçlarla çevrili.

Boztepe: deniz seviyesinden 450 m. Yükseklikte ve ordu’ya 6 kilometre. Uzaklıkta.

Harçbeli: gölköy mesudiye sınırında, yaylalarıyla ünlü.

Kurul kayası yerleşmesi: sivri bir kaya üstünde eski bir yerleşme alanı.

Etnografya müzesi:
19.yy paşaoğlu konağı’nda etnografik eserler sergileniyor.

Kale köyü kalesi: Üç kümbet kalıntısı ve deliklitaş mevkiinde antik kaya mezarları halihazırda.

Yason burnu: perşembe ilçesinin 22 km. Batısında.

Nasıl gidilir?

İstanbul’a 898 , Ankara’ya 581 , Samsun’a 165 km. Direkt otobüs seferleri bulunmaktadır.

Konaklama

İkizevler Otel: 452 225 00 81 / Belde Otel: 452 214 39 87 / Turist Otel: 452 214 91 15 / Balıktaşı Otel:  452 223 06 11
 

Giresun Gezi Haberleri ve Giresun Otelleri

Giresun’un saymakla bitmeyecek kadar çok yaylası mevcuttur. Alçak kesimlerdeki nemli ve basık havadan kaçmak isteyenler yaz yükseklerde geçirmeye bakar. Denizden yüksekliği 2 bin 700 metreyi bulan bektaş yaylası büyük sürülerin meydana getirdiği manzarasını, çoban türkülerini ve hafif fakat serinleten rüzgârını kimseden esirgemez. Dereli’den başlayıp meryem ana kilisesi, durkaya mağaraları, kuşluhan kalesi, saray harabeleri, taş döşeli gönderir ve yazılı kayaları görerek çıkılan kümbet yaylası’nın yüksekliği 1640 metreyi bulmakta. Yaylada market, lokanta ve konaklama tesisi mevcut meşe, köknar ve kayın ağaçları çevreyi süslerken, aymaç çayır yaylanın en seçkin alanını meydana getiriyor. Cuma günleri kümbet’in pazarı kuruluyor. Merkeplerinin üstündeki küfelerle pazara varan köylüler peynir, kekik, kır karanfilleri ve yayla çiçekleri satıyor kulakkaya, karagöl, paşakonağı yaylaları da giresun’un serin havasını solumak isteyenleri beklemekte olan öteki yüksek yurtlar. Doğusuna görele’yi, batısına espiye’yi, kuzeyine kısacası karşısına da karadeniz’i alan tirebolu’nun birbirlerinden çekici plajları mevcuttur.

Buraların tadına ulaşmak arzu eden birazcık aranacak ve keşfe çıkacak. Uğraşmaya değer, irili ufaklı koylar aralarına gizlenenler merkezdekilerden daha da güzeldir. İlçenin tarihi eserleri arasında ilk sırayı almak için saint jean ve bedrama kaleleri yarışır. Tarihi çeşmeler ve camiler de tirebo’u'nun içlerine kadar sokulur, sokakları arşınlayanlara gölge ve serinlik temin eder. Fındığıyla meşhur bulunan giresun, ismini bölgede yetişen kirazların güzelliğinden alıyor.

Gezilecek yerler

Giresun adası: giresun’un bir mil açığında yer alan adaya gemiler Çekeği ve aksu deresi’nden kalkan teknelerle erişmek olası. Ada üstünde bizans devrinden kalma manastır duvar kalıntıları halihazırda. Sandal ağaçlarıyla dikkat çeken ada yaz aylarında toplumun maksimum rağbet ettiği yerlerin başında geliyor.

Giresun kalesi:
kale, kenti ikiye bölen dik ve kayalık bir tepenin doruğuna kurulu. Ortadaki içkale sularıyla kuzey ve kuzeydoğu surları hayli sağlam bulunan kalenin geçmişi pontus krallığı dönemine uzanır. Kalenin kuzey tarafında epeyce büyük mağara sığınakları bulunmakta. Kurtuluş savaşı kahramanlarından gazi osman ağa’nın mezarı da kalede.

Arkeoloji müzesi:
müze 18. yüzyılda yapılan bir rum kilisesinde bulunmaktadır. Müzede eski tunç Çağı, hitit, hellenistik, roma, bizans, selçuklu ve osmanlı çağı eserleri sergileniyor.

Kilise kıranı: yayla yerleşim yerine 300 metre uzaklıktaki tepeden en çekici manzaraları seyretmek olası.

Meryem ana manastırı:
askerlik şubesi arkasındaki eski lonca yolu üzerinde bulunmaktadır. Hıristiyanlığın ilk yayılmış olduğu yıllardan kalma bir kaya tapınağıdır.

Çocuk kütüphanesi: 1900lerin başında yapılan kilise çocuk kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. Çınarlar mahallesi’nde.

Gedikkaya: kentin doğu kesiminde 200 m. Yüksekliğindeki tepe mesire yeri olarak kullanılıyor. En iyi şehir manzarası burdan görülebilir.

Zeytinlik mahallesi:
kalenin güneybatı yamacında yer alan semtteki tarihi evler iç ve dış mimarilerindeki süslemeleriyle ilgi çekmekte.

Giresun camileri: hükümet konağı yakınında bulunan kale camii’nin 1911-1912 tarihli kitabesinde sarı mahmutzade el-hac mustafa saygıdeğer tarafından yeni baştan inşa ettirildiği yazılıdır. Kale camii’nden farklı hacı hüseyin camii, hacı miktat camii, Çekek camii ve Şeyh keramettin camii de mimari değeri yüksek bulunan tarihi yapılar arasında yer almakta.

Kümbet yaylası: giresun’un güneydoğusunda bulunan 1640 m. Yükseklikteki kümbet’e dereli Şebinkarahisar yolundan ulaşılır. Dereli’den sonrasında kotana sapağından güdül ve ulu köyleri üzerinden 60 km’lik bir yolla kümbet’e varılır. Yayla merkezine 500 m. Kala sağ tarafa ayrılmış olan toprak yol çam ve ladin ağaçlarıyla kaplı “salon Çayırı” olarak bilinmekte olan mesire yerine gider.

Kulakkaya yaylası:
giresun’un 45 km. Güneyindeki yaylaya dereli Şebinkarahisar karayolundan pınarlar mevkiinden sapılarak süllü köyü üzerinden ulaşılıyor. Toplumun en sık gittiği yaylalar arasında.

Bektaş yaylası: giresun’a 55 km. Mesafede bulunan yaylaya kulakkaya yaylası’ndan melikli obasına giden yoldan ulaşılabilir. 2 bin 70 m. Yükseklikteki yaylada konaklama tesisleri bulunmakta. Temmuz ayının son haftası düzenlenen bektaş yayla Şenliği, köllük kaya’da düzenleniyor.

Paşakonağı yaylası: yaylaya bulancak ilçesi kovanlık beldesinden ulaşılıyor. Derin vadileri ve şelaleleriyle ünlü yayla 1450 m. Yükseklikte yer almakta. Yaylada konaklamak isteyenler 5 km. Uzaklıktaki sarıalan orman İşletmeleri tesislerinde kalabilir.

Karagöl yaylaları:
giresun’un en yüksek 2. dağı bulunan karagöl dağları’nda pek çok oba mevcut.

Bulancak: giresun’un 15 kilometre. Batısında. Acısu mağaraları ilçe merkezinden 300 m. ileride bulunmakta. 1. mağarada kabartma resimler bulunmakta.

Şebinkarahisar: giresun’un tarihi yapılar bakımından en zengin ilçesi, ilin 116 km. Güneyinde. Licese kilisesi, meryem ana kilisesi, kale, taşhanlar, behramşah camii, fatih camii ve atatürk evi görülmesi lazım olan tarihi yapılar. Meryem ana manastırı kayadibi köyünde.

Trekking:
giresun’a 60 km. Uzaklıktaki karagöller dağ silsilesi yürüyüş sporu için çok elverişli. En ehemmiyetli parkurlar; Eğribel-Çoban bağırtan, turna ovası-kümbet, eğribel-avşar obası-sağrak gölü, kırklar tepesi-karagöl tepesi-aygır gölü-elmalı obası.

Nasıl gidilir?

Ankara’ya 620, İstanbul’a 942, Trabzon’a 135 km mesafesi bulunmaktadır. Giresun’a en yakın havalimanı 120 km uzaklıktaki Trabzon’da yer almaktadır.

Konaklama

Kit-tur Hotel: 4542120245 / Giresun Hotel: 4542163017 / Çankçı Hotel: 4542120628 / Er-Tur Otel: 4542161757 / Başar Otel: 4542129920 / Ormancılar Oteli: 4542166795 / Serenti Oteli: 4542129434 / Bozbağ Oteli: 4542161249 / Otel New Jasmin: 4542141646
 

Kocaeli Rehberi

Sapanca gölü’nün çevresi 24 mildir. dört çevresinde kasaba gibi 76 köy vardır. cümle halkı bu haliçin suyundan içtiklerinden yüzlerinin rengi kırmızıdır” der evliya Çelebi. ( Jöle neden haliç dendiğini merak edenler bilmeli ki bizans İmparatoru iustinianus gölü İzmit körfezi’ne bağlamak için harekete geçmiş, 18 kilometre kanal kazdırmış ve sapanca’yı marmara denizi’yle kavuşturmuş

Kim bilmekte, Çelebi oralarda gezinirken kanal ihtimal dahilinde hâlâ duruyordu veya öğrendiklerini yaşıyormuş gibi ifade etti. Geçmişte ayan ismini da alan göl tektonik oluşumlarla meydana gelmiş. Çevresi çarpıcı güzelliklerle dolu, şahsı de İzmit, İstanbul ve Bursa gibi ehemmiyetli kentlere yakın olunca her zaman gözde. Hafta sonu kaçamakları ya da günübirlik kaçışlar yapmak isteyenlerin öncelikli duraklarından birisi. Yükseklerdeki arifiye ormanı gezilecek, yörede yabani söğütten yapılan sepet alınacak, gölün suyundan çıkma kiremitte pişme alabalık tadılacak sapanca güzellikleri.

Ulaşım

Kocaeli, İstanbul’u trakya dışında bütün ülkeye bağlamakta olan kara ve demiryolu üstünde bulunmaktadır.

Gezilecek yerler

Saatçi ali saygıdeğer konağı ( Etnografya müzesi ) : 1774 senesinde İzmit’in denize hâkim bir yamacı üstüne yapılmış bulunan saatçi ali saygıdeğer konağı 1987 senesinden başlamak üzere etnografya müzesi olarak değerlendiriliyor. Yörenin geleneksel kimliği burda sergileniyor.

Gayret gemisi müzesi: türk deniz kuvvetleri’ne 1973 senesinde katılan gayret gemisi 1995 senesinde hizmet dışına ayrılmıştır. Gölcük tersanesi’nde onarılan gemi, 20 ağustos 1997′de müze olarak ziyarete açıldı.

Gölcük deniz müzesi:
gölcük deniz müzesi 12 Mart 1976′da, Türk deniz tarihini özet olarak yansıtabilmek niyetiyle kurulmuştur.

Orhan camii: orhan mahallesi’nde, İzmit’e hâkim bir tepede yer alan cami ilkönce 13. yüzyılda, orhan gazi vaktinde, Süleyman paşa tarafından yaptırıldı.

Pertev paşa külliyesi: osmanlı ordusunun sefer yolları üstündeki konaklama noktasında 16. yüzyılda mimar sinan tarafından yapıldı.

İzmit İstasyon binası: anadolu-bağdat demiryolunun ilk parçası bulunan haydarpaşa-lzmit arasındaki 91 km’lik bölüm, 1873 senesinde işletmeye açılmış olup, bu yol ile sultan abdülaziz, alman İmparatoru kayser wilhelm ile beraber özel vagonu içerisinde İzmit’e gelmiştir.

Sapanca gölü: türkiye’nin ehemmiyetli kuş alanları arasında yer alır. Sapanca gölü dışında kuş türleri yönünden mühim bir park şekline gelmiş bulunan darıca-bayramoğlu kuş cenneti ve temalı parkı’nda da kuş gözetleme imkanı mevcuttur.

Ballıkayalar: gebze’ye bağlı tavşanlı köyünde tabiat parkı ve tabii sit alanı ilan edilen vadi, gebze’ye 10 km. Uzaklıkta. Günümüzde dağcıların iniş ve tırmanış çalışmaları yaptıkları ballıkayalar vadisi, kireçtaşlarının erimesi sonucu gelişen özgün jeomorfolojik şekilleri ile bir karstik Boğaz.

Konaklama

Grand Yükseliş: 2623354840 / The Green Park Resort Kartepe: 2623154700 / Otel Asya : 2623213125 / Clup Atabey 2626555854 / Yakamoz Otel: 2627530633
 

Aydın Gezi Rehberi

Türkiye’nin en ehemmiyetli turizm merkezlerinden aydın, tatil yörelerine gitmek isteyenlerin geçiş
Noktasında olmasıyla dikkati çekmekte. Tarih sayfalarına ”dağlarından yağ, ovalarından bal akar”
Sözüyle geçen aydın, verimli topraklarının yanında turizmle ilgili yönden da mühim bir yer.
Antik dönemin pek çok bilgin, mimar, heykeltıraşının yetiştiği aydın’a gelenler, kentteki turlarına
Tarihi tralleis antik kentini gezerek başlayabilirler.
Aydın’dan yola çıkıp deniz keyfini yaşamayı arzulayanlar, meşhur çöpşiş tesislerine gidebilmek
için otobanın dışına çıkarak 30 kilometre ilerideki ortaklar beldesinde kısa bir mola vermeliler.
Aydın’dan yola çıkarak kuşadası’nı gezmek isteyenlere Çamlık mevkindeki türkiye’nin tek
”buharlı lokomotif müzesi”ni görmeleri önerilir. Müzenin arkasından kuşadası’na atatürk
Yolu’ndan gidecek tatilciler, 20 kilometre sonrasında türkiye’de turizmin başladığı kuşadası’na
Ulaşabilir.

 

Mavi bayraklı pigale, bayanlar denizi, güvercinada, yavansu ve aslanburnu plajlarında deniz
Keyfi yapacak tatilciler, avrupa’nın en büyük su parkında rafting yapabilir, deniz canlılarıyla
Yüzebilir, yapay nehirde timsahları izleyebilir.

Kuşadası denizi ve güneşi, çarşısı, kalesi, diskoları, otelleri, su parklarıyla her kesime hitap
Edebilen tatil yörelerinden. Kuşadası’nın gezilmesi lazım olan bir yeri de güzelçamlı milli parkı.
İlçeye 30 kilometre mesafedeki bu park, hem kumsal, hem taşlık, hem ikisi hep birlikte olmak
üzere 3 ayrı koydan meydana gelir ve tertemiz deniziyle ziyaretçilerine eşsiz güzelliğini yaşatır.
Tatilciler, milli park çıkışındaki zeus mağarası’nda da sıcak yaz günlerinin en serin dakikalarını
Yaşayabilirler.

Kuşadası’na 15, davutlar beldesine 4 kilometre mesafedeki değirmen restaurant da kuşadası’na
tatile gelenlerin vazgeçemedikleri tabiat harikası bir yer olarak bilinmekte.
Aydın’ın turizm merkezlerinden didim’deki altınkum plajı, görenleri hayrette bırakacak kadar
Güzeldir.

Gün batımının en canlı görülebildiği altınkum plajı’ndan başlayarak 53 kilometrelik sahil
şeridinde kısa zamanda hepsi kumsal bulunan fazla sayıda koyu görebilecek tatilciler, günün yorgunluğunu
Apollon tapınağı’nda atabilir.
Apollon, antik dünyanın en büyük 3. tapınağı olmasının beraberinde, dünyanın yedi
Harikasından birisi bulunan artemis tapınağı’nın mimari ikizi olmasıyla da dikkati çekmekte.
Antik devrin filozoflar kenti milet, didim’e 20 kilometre mesafede. Didim’den tatilini sahil şeridini
izleyerek sürdürmek isteyenler, menderes nehri’nin bir farklı eseri, didim’e 30 kilometre
Uzaklıktaki bafa gölü’nde balık yiyebilirler.

İstanbul Gezi Rehberi

İmparatorluklar şehridir İstanbul. Bizans’ın ve osmanlı’nın başkentidir, türkiye’nin kalbidir. Medeniyetinin merkezini buraya taşıyan her millet maharetim ortaya dökmüş, sanatının ve kültürünün yansımalarını en iyi biçimde oluşturmaya bakmış. Tarihi dokunun en yoğunlaştığı sultanahmet, bizans ve osmanlı eserlerinin yarışmasının mekânıdır;

Bir tarafta ayasofya, karşısında sultanahmet camii. Tarihi at meydanı, yerebatan sarnıcı, dikilitaş, burmalı sütun, alman Çeşmesi, üçüncü ahmet Çeşmesi dünyanın her yerinden gelenlerce ziyaret edilir. Topkapı sarayı bilmekte ki İstanbul’un gururu o. Sultanları ağırladığı yüzyılların yorgunluğunu müze olarak atmaya bakmakta. Eminönü, yeni cami, mısır Çarşısı, rüstempaşa camii, tahtakale, tarihi postane, sirkeci garı, sepetçiler kasrı’nı barındırırken beyazıt meydanı, yangın kulesi ve kapalıçarşı’nın karmaşasıyla yüz binleri kendine çeker. Mimar sinan’ın kalfalık eseri süleymaniye camii bu görkemin orta yerinde İstanbul’u dinlemeye devam eder.

Tarihi yerler:
binyılların yaşanmışlığı, İstanbul’un kısa zamanda her noktasında ihtişamlı eserler yapılmasını sağlamış, İstiklal caddesi buluşma noktası olduysa bunu her köşesindeki tarihi apartmanları, kiliseleri, sinagogları, hanları, pasajları, balo salonlarıyla sağladı. Hezarfen’in havalandığı galata kulesi, atatürk’ün son yıllarını geçirdiği dolmabahçe sarayı, vazgeçilmez boğaz görüntüsünün kaynağı ortaköy camii gibi mekânlar, tophane, karaköy, galata gibi tarihi semtler İstanbul’un ışıldayan yüzünü meydana getiriyor. Anadolu yakası ihtimal dahilinde sayıca geride fakat bu onun bünyesindekilerin değerini azaltmıyor. Hatta denizin ortasındaki kız kulesi’nin varlığı kafi.

Değil İstanbul’un ihtimal dahilinde de dünyanın en görkemli istasyonu Haydarpaşa garı, ihtişamlı selimiye kışlası, kuleli askeri lisesi, yalılarıyla kanlıca ve kandilli, camilerin süslediği Üsküdar, İstanbul’un asya topraklarının görkemini meydana getiriyor. Tabii güzellikler: bir deniz kenti İstanbul; Orta yerini boğaz delmiş geçmiş, karadeniz’i marmara’ya taşımış. Bu boğaz, vaktinde her noktasında serin suyuna ve deli akıntılarına rağmen yüzenlere kucak açmış. Bugün boğazın kıyısında yürümek ve oturmak dahi bir İstanbul nimetidir, İstanbul’un denize girmek isteyenlere göstereceği yerleri mevcut. Kilyos, demirciköy, riva ve poyrazköy bu misyonun altından kalkabiliyor. İstanbul’un 4 kardeş semti mevcuttur. İkisi geçmişin gümrük kapıları, bugünün balıkçı semtleri anadolu ve rumeli kavağı’dır. Anadolu kavağı boğaza tepeden bakan yoros kalesi ile karşı yakadakiyse işinin ehli balık lokantalarıyla ünlü. Her ikisi de ufak koylarda denize girme lüksünü ziyaretçisine veriyor. öteki 2 kardeş isimlerini boğaza bekçilik yapan fenerlerden alıyorlar. Burada balıkçılık ön planda, deniz ruhu başroldedir. Anadolu feneri ve rumeli feneri hallerinden memnun, hiç değişmeden İstanbulluya kaçış noktası olmayı başarıyor.

Adalar: İki elin parmaklarından bir tane azlar. Büyükada, heybeli, burgaz, kınalı, sedef, yassı, sivri, tavşan ve kaşık isimlerini taşıyorlar. Ortak adları prens ada’ları. Büyükada dendiğinde akıla aya yorgi’de şarap içmek gelir. Rum yetimhanesi, troçki’nin 4 sene yaşadığı İzzet paşa’nın köşkü, halikarnas balıkçısı cevat Şakir’in, fahrelnisa Zeyd ve aliye berger’in doğup büyüdükleri, babaları Şakir Paşa’ya ait konak adanın mimarisinin, dil burnu ve yörükali plajı doğasının değerleridir. ismini bir vadinin ayırmış olduğu 2 tepenin heybeye benzer görüntüsünden alan heybeli ise değirmenburnu ve Çamlimanı’nın güzelliği, terk-i dünya manastırı’nın sessizliğiyle akıllara yer eder. İsmet İnönü, ahmed rasim ve rahmi gürpınar’ın müze evleri burdadır. Kim ne derse desin burgaz, sait faik’in ada’ sıdır. Balıkçıları, kedileri ve kalpazankaya’sı övünç kaynaklarıdır. Kınalı’ysa kısa zamanda vapur iskelesinin kenarındaki plajıyla ayrı bir keyfin merkezidir.

Polonezköy:
İstanbul’un yakın gezi ve kaçamak noktalarından birisi olarak bilinmekte polonezköy. Doğrudur, burası kentin kısa zamanda her yerinden yarım saatte ulaşılabilecek bir konumda, yeşillikler içerisinde, özgün mimarisi, değişik kültür ve lezzetleriyle sürekli olarak cazibe merkezidir. Gür ormanları her mevsim farklı zerafetlere ve renklere bürünür, kısa zamanda her evin bahçesinde bulunan meyve ağaçlan mevsim tatlan sunar, sessiz patikaları uzun ve neşeli yürüyüşlere yol olur. Osmanlı devleti’nin çöküş sürecinde rusya, prusya ve avusturya tarafından işgal edilen polonya’nın özgürlükçü halkının, bağımsızlıklarını tekrar kazanana kadar sığındıkları ilk evveli adamköy, sonraları adampol ismini verdikleri bir köydür burası. Polonya artık serbest fakat onlar burayı vatan hileliler ve kendi kültürlerini de yaşatarak bütün dünyadan alaka gören bir özgünlüğe imza attılar. Polonezköy, İstanbul’un en çekici renklerinden biri olarak yaşamaya devam etmekte.

Atatürk arboretumu: ağaç laboratuvarı ya da müzesi olarak isimlendirilen, her birisi doğru ve itinalı bir biçimde etiketlenmiş ağaç, çalı ve ayrıca başka odunsu bitkilerin hep birlikte yetiştirildikleri ve sergilendikleri yerler, kısacası arboretumlar hem insanlara doğayı daha iyi tanıtım, ağaç sevgisini aşılama ve hem de ilmi inceleme ve incelemelerin yapılabilmesine olanak sağlayabilmek adına kurulur. Sarıyer yakınlarındaki atatürk arboretumu’nda irili ufaklı yamaçlar ve vadiler bulunmakta. Bu da farklı türlerin yetiştirilmesine olanak veriyor. Topografik yapısının çeşitliliği, 4 göleti ve belgrad ormanı’nın otsu ve odunsu tabii türlerini içerisinde barındırması onu imtiyazlı kılıyor. Sınırları içerisinde tarihi kirazlı bend’in bulunmuş olması bir İstanbul güzelliği. Atatürk arboretumu’nu gezenler İstanbul’a ve anadolu’ya ait türleri olduğu gibi japon şemsiye çamı, Çin su ladini, bataklık servisi, kaliforniya su sediri, Amerikalı sığlasi gibi uzakların türlerini de görebilecek, tanıyabilecek ve sevebilecek.

Çilingöz: İstanbul boğazı’nın batısından başlayıp bulgaristan sınırına dek uzanan kıyı şeridi yanlızca meraklısının bildiği bir noktacığı da yaşatır. Yeşilin bütün renkleri, Çatalca sahilinde deniz mavisiyle kavuşur ve Çilingoz’un güzelliğine dönüşür. Kilometrelerce uzayıp giden, alabildiğine geniş ince kumlu sahil burda yalnız değil. Karadeniz’in hırçınlığının karadaki tesiri falezler üzerlerindeki fosilleşmiş canlı kabuklarıyla oldukça ihtişamlı. Falezler yanlızca coğrafyacı veya jeologları değil, hayatla coşkulu bağ kurmuş herkesi heyecanlandıracak kadar etkileyici. Doğa buraya bir farklı davranmış. Suyun orta yerine düzlükler kondurmuş, içerisinde yüzülebilecek deniz mağaraları yaratmış, meraklısının beline kadar içine girip alabalık avlayacağı Çilingoz deresi’ni de unutmamış. Bu kadar çok güzelliğin küçücük bir koya ne şekilde sığdığı ise tabiat ananın kendine özgü oyunlarından biri olsa gerek. Türkiye’nin en ehemmiyetli ve en kalabalık kenti İstanbul’u aktarmak için bu kitapçığın tamamı luzumlu ihtimal dahilinde de. Bu sebeple yanlızca kentin ehemmiyetli yerlerini baslıklar halinde vereceğiz.

Müzeler

Arkeoloji müzesi, eski Şark eserleri müzesi, Çinili köşk müzesi, ayasofya müzesi, aya İrini anıtı ( St. İrene ) , divan edebiyatı müzesi ( Galata mevlevihanesi ) , büyük saray mozaikleri müzesi, fethiye müzesi ( Pammaklriston ) , kariye müzesi, hisarlar müzesi, İmrahor anıtı ( İlyas bey camii ) , türk İslam eserleri müzesi, topkapı sarayı, kişi mickiewicz müzesi, yıldız sarayı ve bağlı müzeleri, deniz müzesi, havacılık müzesi ( Genelkurmay Bşk. lığı müzesi ) , aşiyan müzesi, atatürk müzesi, itfaiye müzesi ( Kont szechenyi ) , Karikatür ve mizah müzesi, Şehir müzesi ( Belediye müzesi ) , Tanzimat müzesi, halı müzesi, türk İnşaat ve sanat eserleri müzesi ( Vakıflar genel müdürlüğü müzesi ) , türk vakıf hat sanatları müzesi, Çağlar boyu aydınlatma ve isıtma vasıtaları müzesi, deniz ve su Ürünleri müzesi, ayşe ve ercümend kalmık müzesi, hilmi nakipoğlu foto müzesi, hüseyin rahmi gürpınar müze-evi, mimar sinan Üniversitesi resim ve heykel Müzesi, ptt İstanbul müzesi ( Ulaştırma bakanlığı müzesi ) , Rahmi koç sanayi müzesi, sabancı Üniversitesi sakıp sabancı Müzesi, sadberk hanım müzesi, sait faik ( Abasıyanık ) Müzesi, Türkiye gazeteciler cemiyeti basın müzesi, türvak sinema ve tv müzesi, yap kredi vedat nedim tör müzesi

Camiler

Arap camii, ufak ayasofya camii ( Sergios bakhos kilisesi ) , Bodrum camii ( Myraleion kilisesi ) , kalendere camii, feneri İsa camii ( Konstantin lips manastırı ) , vefa kilise camii ( Hagios theodoros kilisesi ) , koca mustafa paşa camii ( Haghios andreas kilisesi ) , gül camii, ahmet pasa mescidi ( Haghios loannes prodromos kilisesi ) , murat pasa camii, molla sevdası camii, rum mehmet paşa camii, firuz ağa camii, zincirlikuyu camii, bali paşa camii, iskender pasa camii, sinan pasa camii, rüstem paşa camii, piyale paşa camii, azapkapı ( Sokullu ) Camii, İvaz saygıdeğer camii, molla Çelebi camii, takkeci İbrahim ağa camii, ağa camii, aziz mahmut hüdai camii, osman ağa camii, ayazma camii, İskele camii, laleli camii, zeynep sultan camii, beylerbeyi camii, emirgân camii, Şebsafa hatun camii, kilise ( Zeyrek ) Camii, selimiye camii, nusratiye camii, hırkai Şerif camii, dolmabahçe camii, ortaköy camii, teşvikiye camii, altunizade camii, Valide sultan camii, zühtü paşa camii, yıldız ( Hamidiye ) Camii, bebek camii.

Külliyeler

Eyüp sultan külliyesi, mahmut paşa külliyesi, fatih külliyesi, davut paşa külliyesi, çevik ali paşa külliyesi, ii. Bayezid külliyesi, sultan selim külliyesi, piri mehmet paşa külliyesi, Şehzade külliyesi, haseki külliyesi, Hadım İbrahim paşa külliyesi, kara ahmet paşa külliyesi, mihrimah sultan külliyesi, süleymaniye külliyesi, yasal sultan süleyman külliyesi, zal mahmut paşa külliyesi, sokullu külliyesi, Şemsi paşa külliyesi, kılıç ali paşa külliyesi, eski valide sultan külliyesi, cerrahpaşa külliyesi, yeni valide külliyesi, sultan ahmet külliyesi, Çinili külliye, köprülü külliyesi, merzifonlu kara mustafa paşa külliyesi, amcazade hüseyin paşa külliyesi, yeni valide külliyesi, Çorlulu ali paşa külliyesi, damat İbrahim paşa külliyesi, hekimoğlu ali paşa külliyesi, nurosmaniye külliyesi, laleli külliyesi, i. Abdulhamid külliyesi, Ufak saygıdeğer külliyesi sinagoglar ve kiliseler neve Şalom sinagogu, yanbol sinagogu, fener rum patrikhanesi, meryem ana rum kilisesi, İtalyan sinagogu, aşkenazi sinagogu,Zülfaris sinagogu, sveti stefan bulgar kilisesi, studios Manastın kilisesi, sergios-bakhos kilisesi, hagia eirene kilisesi, pantakrator manastır kilisesi, vefa kilisesi ( Hagios theoderos ) , nyrelaion manastır kilisesi, eglise d’hagia thekla manastırı

Saray ve kasırlar

Dolmabahçe sarayı, Çırağan sarayı, yıldız sarayı, beylerbeyi sarayı, hidiv kasrı, küçüksu kasrı, ihlamur kasırları, maslak kasırları, sepetçiler köşkü, florya atatürk deniz köşkü, aynalıkavak yazlık köşkü, tekfur sarayı.

Çeşmeler

Sultanahmet Çeşmesi ( iii. Ahmet Çeşmesi ) , tophane Çeşmesi,Beykoz İshak ağa Çeşmesi, azapkapı saliha sultan Çeşmesi, ayazma Çeşmesi, Üsküdar iii. Ahmet Çeşmesi, göksu Çeşmesi.

Tarihi eserler ve Önemli yapılar

şehir surları, kız kulesi, galata kulesi, beyazıt kulesi, dikilitaş ( Theodosius sütunu ) , Örme sütun, arkadius sütunu, Çemberlitaş ( Konstantin sütunu ) , gotlar sütunu, yılanlı sütun, kız taşı, hipodrom, köprüler ve boğaziçi, galata köprüsü, taksim atatürk anıtı.

Korunan alanlar

Göknarlık tabiat koruma alanı, polonezköy tabiat parkı, türkmenbaşı tabiat parkı, subaşı havuzlar Çınarı tabiat anıtı.
 

Avşa Adası Otel ve Pansiyonları Rehberi

Bir ada özel bir mekândır; Her yere yakın olsa dahi bir yandan da uzaktır. Avşa da böyle. Hem yakın, hem uzak. Marmara denizi’nin orta yerinde, ufacık bir nokta olarak yaşamaya ve yaşatmaya devam etmekte. Kıyılarında büyük bir nüfus ve yoğun ekonomik faaliyet içeren bu deniz içindeki cazibe merkezi, tatil odağı olmayı başarıyor. Kış nüfusu 2 bin 500 dolaylarındayken yaz geliyor, ada 80 bine yakın insanı barındırıyor. Son senelerde bulgaristan ve makedonya’dan dahi gruplar gelmeye başlamış.

Temmuz ve ağustos aylarında öyle revaçta ki kimi yersizlikten kimi keyiften kumsalda uyumayı tercih etmekte. Bu kumsallar alabildiğine uzun ve adanın her köşesinden denize girme olanağını veriyor. İsteyene kalabalık plajları, dileyene sakin koyları vaat etmekte. Avşa’nın merkezi türkeli ada üstündeki yoğunluğun başkenti. Sakinliği sevenlerin tercihiyse yiğitler köyü. Ortak noktalan her yere uzak ve yakın olmaları, berrak denizi ve uzun kumsalları sunmaları. Tahmini 28 kilometre bulunan ada geniş ve uzun plajlara sahip. Ada üstünde 2 yerleşim mevcut. Türkeli beldesi ( Bu merkez yerleşim “avşa” olarak da bilinmekte ) Ve yiğitler köyü.

Az sayıda restaurant ve pansiyonu bulunan köy, gezilecek yerler arasında bulunmakta. Avşa adası’nın yaz nüfusu 80 bine kadar çıkıyor. Daha ziyade yerli turistlere hizmet vermekte olan ada üstünde tatil sezonu okulların yaz tatilleriyle kısıtlı. Tabii şartlar ve iklim el vermiş olsa de turizm sezonu oldukça kısa. Adanın her yerinden denize girilebiliyor ve uygun kumsallar bulunmakta. Bunların en ünlüleri mavi koy, manastır mevkiindeki Çınaraltı koyu, Çiftlik koyu, beyazsaray mevkii. Yiğitler köyündeki altınkum plajı da oldukça ünlü. Bu koylara merkezden tekneyle ulaşım halihazırda.

Üzümleriyle ünlü avşa’da kaliteli şaraplar üretiliyor. Yiğitler, bortaçina ünlü şaraplar arasında. Avşa’da deniz ürünleri de çok ve iyi restaurantlar mevcut. Ada hususiyetle lezzetli istavritiyle ünlü. Barların, restoranların, otellerin dizildiği sahil caddesi geceleri çok canlı ve eğlenceli.

Avşa, balıkesir’e bağlı marmara adaları’nı oluşturan ada’lardan birisi. Kıyılarının toplam uzunluğu tahmini 28 kilometre bulunan ada geniş ve uzun plajlara sahip.

Konaklama

Avşa’da her bütçe durumuna hitap eden seçenekler halihazırda. öteki tatil beldelerine göre fiyatlar çok cazip. Avşa’da pek çok pansiyon bulunmakta. Bunlar çoğunlukla sabah kahvaltısı vermiyor. İsteyen sezonluk ev kiralayabiliyor.

Ada Motel 2668961269 / Ayberk Otel 2668961015 / Beyaz Saray Oteli 2668961281 / Çınar Otel: 2668961360 / Elif Motel 2668964211 / Fantasia Motel 2668963100 / Meltem Motel 2668961003 / Manyas Motel 2668964041 / Park Otel 2668964275 / Olca Motel 2668961338 / Yarar Otel 2668961134

Eğlence Mekanları Canlı müzikten hoşlananlar green disco-bar, Çağdaş cafe-bar, 353 bar, altamira bar’a uğrayabilirler. Pop müzik sevenler için alternatif; Martı, granit ve orta bar. Türkü sevenler hüseyin abi’nin yeri yaren türkü evi sizlere göre. Ama avşa ada’sının esas eğlence yerleri tanz ve liatris ‘dir
 

İnebolu Kastamonu ve Tatil için Otelleri


Gezilecek yerler

ilçede keşfe meteoroloji binasının bulunduğu tepeden başlanmalı ve ara sokaklar gezilmeli. Balık restoranlarında her mevsim taze balık yiyebilirsiniz.

 Geliş tepesi: ilçenin en yüksek 2. tepesi. Geç bizans ve osmanlı devrine ait kalıntılarla ilgi çekmekte. Yolu birazcık engebeli.

Pembe köşk:
limana kadar inen ve geniş bir arazide yer alan köşk, bahçeleri ve pembe rengiyle ünlü. Şehri ve limanı tepeden seyrediyor, her bahçede meyve isimlerini alan çeşmeleri mevcut. Özel mülk olduğundan, sahibinden izin alınmalı.

İnebolu Çarşısı: Çarşı, yapılar dışında orijinal yapısını koruyor. Kastamonu valisi abdurrahman paşa tarafından 1885′te yaptırılan çarşının içerisinde İnebolu’nun en eski camisi bulunmakta.

İnebolu evleri:
İnebolu kendine özgü mimarisi bulunan evleriyle ilgi çekmekte. Umumiyetle üç katlı konak tipinde yapılan evlerin bugün büyük oranda hepsi koruma altında. Her ev bir sülalenin adıyla anılıyor. Yüksek tavanları, cumbaları ve tavan işlemeleri, evleri özel kılıyor. Çatıları denizden çıkarılan taşlarla yapılmış. isı yalıtımı sağlayıcı hususiyetleri mevcut. Bu incelikli mimarisi hâlâ varlığını koruyor.

Abana:
İnebolu’nun sinop yönünde, ilçeye 23 km. Uzaklıktaki komşusu. Birkaç otel ve restoranı bulunan abana’nın sahili boydan boya plaj. ilçede kendine özgü tarihi dokusuyla korunmaya alınmış ağaç İnebolu evleri bulunmakta

 Nasıl gidilir?

İstanbul’dan tem karayolu gerede çıkışından sonrasında yol takip edilerek kastamonu’ya ulaşılıyor. Kastamonu’dan Şeydiler küre yolu üzerinden İnebolu’ya varılıyor. Dileyen bartın üzerinden amasra’ya uğrayıp İnebolu’ya gidebilir. Bu yol güzel manzaralar sunsa da dar ve virajlı. Kastamonu’dan dolmuş minibüslerle 1.5 saatte ulaşılabilir, İstanbul ve ankara’dan kalkan otobüsler de son durak olarak İnebolu’ya uğruyor.

Konaklama

Altınöz Otel: 3668114502 / Otel Özlü: 3668114198 / Yakamoz Tatil Köyü: 3668113100

 Cide Kastamonu ve Otelleri Rehberi

“1910 yılı karlı bir şubat ayında cide ‘de duvarları deniz kokan bir evde doğmuşum” diye yazar rıfat ilgaz. Doğru anlatır, cide karadeniz’in koynundadır, denizin kokusu üstünden eksik kalmaz. Kısa zamanda yakını Çakraz, kısacası kurucaşile, akdeniz’de ege’de gezinen teknelerin yapım yeridir. Homeros kytoros diye tanımladı bugünkü gideros’u.

Bu koy tarih boyu gemilere tabii liman olarak hizmet vermiş, fırtınadan kaçan denizcileri korumuştur. Şimdilerde yeşil dağların eteğindeki kazalı altı plajı ile beraber, deniz keyfi yapan turistleri ağırlayarak dinleniyor. Cide, rıfat İlgaz’ın doğduğu ve ölümünden evvela yerleşip, romanlarını yazdığı kasaba olarak bilinmekte. Cide ismi tarihi metinlerde ilkönce homeros’un ünlü eseri İlyada’da anılır. Kocaman bir sahil şeridiyle başlayan cide’nin sarı yazması meşhur.

Gezilecek yerler Karadeniz kıyıları, koy bakımından ege ve akdeniz kadar zengin değil. Yalnız cide kıyılarında denize girmeye elverişli pek çok koy bulunmakta. Cide Çayyaka yolu üstünde pek çok dinlenme ve piknik yeri bulunmakta.



Kapısuyu plajı:
amasra’dan cide yönüne sahil boyunca devam edilerek kurucaşile’ye varılır, ilçenin 3 km doğu kesiminde kapısuyu plajı yerli turistlerin uğrak mekânlarından.

Gideros koyu: cide’ye 15 kilometre. Uzaklıkta bulunmaktadır. Amasra’dan cide’ye 11 kilometre varken sola sapıtırsa gideros kalesi ve şirin dinlenme yerleri fark edilir. Karadeniz dalgalarına karşı tabii korunağa sahip koy, antik dönemden bu yana korunak ve tersane şeklinde kullanılan. Birkaç balık lokantası ve ev pansiyonu bulunmakta. Gideros kalesi, koyun doğu ve batı ‘ ya uzanan 2 burnu üstünde yer almakta. Roma devrine tarihlenen kalenin büyük bir bölümü tabii kaya üstüne yapılmış.
 

Nasıl gidilir?

İstanbul’a 550, kastamonu’ya 140 km. Yol oldukça virajlı, İstanbul cide arasında otobüs seferleri yapılıyor.

Konaklama

Ece Otel: 3668664040 / Salcıoğlu Otel: 3668662052 / Alkan Otel: 3668661279 / İzgi Pansiyon: 3668661894 / Belediye Tesisleri: 3668663513 / Yalı Pansiyon: 3668662087
 

Samsun Gezi

Samsun mühimdir. Cumhuriyete giden yolda ilk adım 19 mayıs 1919′da burda atılmış, mustafa kemal ve dostları küllenen umutlan tazelemiş ve kurtuluşu muvaffak olmuştur. Gazi ve atatürk müzeleri ile bire bir ölçülerle yapılmış doğu park sahilindeki mustafa kemal ile silah dostlarının balmumu heykellerini bulunduran bandırma vapuru destanın yaşamakta olan mekânları. Yakakent Çam limanı, Çarşamba ve tekkeköy plajlarıyla, vezirköprü kunduz dağı’yla,

havza kaplıcalarıyla, bafra paflagonya kaya mezarları ve tarihi asar kalesi’yle, ladik yaylalarla bezeli akdağ’ıyla, Çarşamba 1176 tarihli göğceli camii ile görülmeyi hak eder. Kızılırmak ve  Yeşilirmak da burdadır, kuş gözlemcilerine eşsiz görüntüler sunar. Türkiye’nin en büyük akarsuları kızılırmak ve yeşilırmak’ın arasında verimli delta toprakları üstünde kurulu. Yakakent’ten terme’ye kadar uzanan sahil bandı denize girmek için ideal.

Gezilecek yerler

Samsun müzesi: İkiztepe kazı buluntuları, antik amisos kenti mozaikleri ve mezar buluntuları, müzenin temel eserleri arasında. Orta salonda antik amisos kentinde ortaya çıkarılan, roma İmparatoru alexander severus ( İs 222-235 ) Vaktinde yaptırılmış olan ve İs 5. yüzyıl sonlarında bizans devrinde tamir edilen mozaik teşhir ediliyor.

Samsun atatürk müzesi: sam sun müzesi’ne bağlı. Kabartma ve heykellerle süslü yapıda atatürk’le alakalı kitaplar, samsun’a çıkışıyla alakalı dökümanlar ve özel eşyaları sergileniyor.

Havza atatürk evi: atatürk’ün amasya’ya geçmeden evvela havza’da kaldığı ve amasya kongresi’ne hazırlandığı ev, müze olarak hizmet vermektedir.

Taşhan ( Saathane meydanı ) : sivil osmanlı mimarisinin en çekici örneklerinden birisi.

Büyük cami:
batumlu hacı ali saygıdeğer tarafından 1884 senesinde yaptırılmış. Kesme taştan yaptırılan 2 minareli cami, bitkisel ve geometrik şekillerle süslü.

Atakum: samsun sinop yolu üstünde, 20 km. Dek devam eden sahil şeridi boyunca restaurant ve çay bahçeleri mevcut.

Kurupelit-İncesu: deniz kenarındaki kurupelit, sinop otoyolu üstünde. Piknik yapmak için kullanılıyor.

Kocadağ:
her sene toplu dağ yürüyüşü ve tırmanışın yapıldığı alan. Şehir merkezine çok yakın ve tabii bir güzelliğe sahip.

Amisos: samsun’a 7 km. Uzaklıktaki antik şehir, dalgakıranla oluşturulmuş yapay limanıyla, antikçağda büyük öneme sahipti. Kentin ilk kuruluşu İÖ 7. 100 yıla dek iniyor.

Kızılırmak deltası: kızılırmak deltası, barındırdığı canlı türlerinin çeşitliliği ile ülkemizin uluslararası öneme sahip sulak alanlarından. Deltadaki kuş türlerinin çeşitliliği ve sayıları kuş gözlemciliği ve tabiat turizmi için 4 mevsim boyunca epey mühim bir potansiyele sahip.

Nasıl gidilir?

Trabzon’a 346, ankara’ya 419, İstanbul’a 737 km. Samsun’a kara, deniz ve havayoluyla ulaşmak mümkün. İstanbul’dan hareket eden gemi Sinop’tan sonra Samsun’da duruyor.

Konaklama

Büyük Samsun: 362 435 80 18 / Vidinli Otel: 362 431 60 50 / Yafeya Oteli: 3624351131 / Dolphin Otel: 3624377255 / Kaya Oteli: 3624324664 / Gold Otel: 362 431 19 59 / Sandıkçı Otel: 362 431 07 35 / Güçlü Otel: 362 431 17 17 / Omtel Otel: 362 4575481
 

Amasra Otelleri

Ondan dolayı söylenecek en çekici söz çoktan belirtilmiş, üstüne ne denilebilir ki? Fatih sultan gelmiş, ilk görüşte hocasına dönmüş “lala çeşm-i cihan bu mu ola” buyurmuş, “dünyanın gözü” olarak tanımlamış amasra’yı. Üzerine laf koyabilmek ne olası! Veya büyük İskender’in baldızı ve pers kralı üçüncü dareios’un yeğeni kraliçe amastris’e bir armağan olarak verilmesinden daha öte değer biçilebilir mi?

 

Anakara’dan ayrılmış olan boztepe’nin tek gözlü bir roma kemeriyle bağlanışı, üç yanı denizle çevrili amasra kalesi, İs 47 yılına tarihlenen kuşkayası yol anıtı, 9. yüzyılın hatırası kiliseden bozma camisi, yeşillikler içine gömülmüş bakir koyları, teknelerle kısa müddetli yolculukla ulaşılan bizans manastırını içeren tavşan adası bu hediyenin günümüzde sundukları. Amasra’nın hareketli geçmişinin anılarını aramakta olanlar amasra müzesi’ne gitmeli, bu ruhu hissedebilmek isteyenler surlar içindeki bahçeli evlerle süslü daracık ufak geçitlerle bezeli yollarda dolaşmak.

 

İstanbul’a 436, ankara’ya 299, İzmir’e 768, bartın’a 17 km. Amasra, 2 yarımadasıyla karadeniz’in ortasına uzanıyor. Eski evleri, plajı ile anadolu’nun karadeniz’e açılan en çekici kapılarından birisi. Boztepe adası’nı kıyıya bağlamakta olan köprü hâlâ kullanımda.

 

Gezilecek yerler

Amasra kalesi: Üç yanı denizle çevrili bir yarımada üstüne kurulu. Bizanslıların inşa ettiği kale içerisinde kraliçe amartris’in sarayı, sukemeri ve kilise kalıntıları bulunmakta.

Amasra müzesi: müze, amasra kalesi’nin bünyesinde yer alıyor. Müzede grekçe ve latince yazılı mezar taşları bulunmakta.

 

İnkum ve Çakraz: amasra’nın sağında ve solunda 2 inci. Çakraz, amasra’ya 14 km’de. Döne döne çıkılan bir tepeden döne döne inilen bir kıyıda. Batı yakasındaki inkum ise, uzayıp giden bir kumsal. Koyda oturup yemek yiyebileceğiniz tesisler mevcut.

 

Çekiciler Çarşısı’nda ağaç işçiliğinin türlü ürünlerini bulabilirsiniz. Felengitve değirmenağzı, tekneyle gezebileceğiniz, keşfedilmemiş 2 cennet liman.

Göldere Şelalesi: kanatlı köyünün çıkışından 4 km. Sonrasında şelaleye ulaşılıyor. Şelale 10 metreden akıyor.

 

Nasıl gidilir?

Amasra bartın’a 17 km. Burdan yarım saatte bir amasra yolculuk minibüsleri ile ilçeye ulaşım mevcut. Özel vasıtayla İstanbul’dan gelecekler İzmit bolu yeniçağ karasu zonguldak yolunu veya İzmit bolu yeniçağ devrek Çaycuma yolunu tercih edebilir. Ankara’dan gelecekler gerede karabük safranbolu veya gerede mengen devrek Çaycuma yolunu kullanabilir.

 

Konaklama

Amastrist Otel: 3783152465 / Timur Otel: 3783152590 / Amasra Otel: 3783151722 / Büyük Liman Otel: 3783153900 / Huzur Otel: 3783152618 / Belvü Palas Otel: 3783151237 / Özgün Otel: 3783151015
 

Trabzon Yaylaları ve Konaklama İmkanları

Hıdırnebi Yaylası: Akçaabat Düzköy yolu üzerinde bulunan (12. km’de) TRT verici istasyonunu gösteren levhayı izleyerek Arpacılı ve Acısu köylerinden geçip yaylaya ulaşılıyor. Yol hemen her zaman açık. Yayla düzlük bir arazi üzerinde kurulu ve 1742 m. yükseklikte. Akçaabat’a 34, Trabzon’a ise 44 km. Bakkal, fırın, kahvehane, lokanta ve pansiyon Kuruçam merkezinde bulunuyor. Günübirlik gidilebilir. Hıdırnebi Yaylası’nda bungolov, restoran ve kafeterya mevcut. Hıdırnebi Yayla Tatil Köyü 462- 323 23 23

Sis Dağı Yaylası:
Giresun Trabzon il sınırında bulunan yayla 1850 m. yükseklikte. Giresun Eynelsin’den ya da Beşikdüzü, Şalpazarı ilçeleriyle, Şıhkıran mezrasından çıkılabilir. Şalpazarı’na uzaklığı 20 km. Her yıl temmuz ayının 3. cumartesi günü “Sis Dağı Şenlikleri” yapılıyor. Şalpazarı Tepebaşı mevkiinden kalkan minibüslerle ulaşabilirsiniz.

Akçaabat-Karadağ Yaylası:
Akçaabat Düzköy yolu üzerinden 12 km’si asfalt, 28 km’si toprak olan bir yoldan ulaşılıyor. Yüksekliği 1880 m. olan yaylada bakkal, fırın, kır kahvesi, kasap ve pansiyon hizmeti veriliyor. Yöreye özgü evler ahşap ve bağdadi tarzda yapılmış.

Hakçaobası Yaylası:
Yüksekliği 1785 m. olan yayla Düzköy ilçesinin güneyinde yer alıyor. Yaylaya ulaşmak için ilçeden 12 km’lik stabilize yolu kat etmek gerekiyor. Adını ilçenin eski adı olan Hakça’dan almış. Ve Hakça adında bir de obası bulunuyor. Obanın ünü, Hakçalı Hoca’nın türbesinden geliyor. Yaylada Kayabaşı piknik alanı mevcut. Merkezden, belediyenin yanından kalkan minibüslerle yarım saatte ulaşılıyor. Doruk Otel 462-816 28 10

Solma Yaylası: Karadeniz ormanlarının mor gülleri ve sapsarı renkli zifin çiçekleriyle kaplı yayla, 1800 m. yükseklikte. Trabzon’a 50, Maçka’ya ise 22 km. Yaylaya ulaşımda iki yol izlenebilir. İlki Maçka girişinden ayrılan yoldan Yeşilyurt, Örnekalan köyleri üzerinden varılan yol. İkinci seçenek ise Maçka’nın 3 km. ilerisinden ayrılan yol ile Ocaklı köyü üzerinden gitmek. Şolma’nın yakın çevresinde Kulindağı, Maura ve Güzelyayla bulunuyor. Sezon içinde ihtiyaçlarınızı karşılayabilecek bakkal, manav ve kasap hizmet veriyor. Merkezden kalkan minibüsler var.

Kirazlı Yaylası:
Buz gibi derelerin şırıl şırıl aktığı, yeşiller içindeki bir diğer yayla Kirazlı, 1850 m. yükseklikte. Buraya ulaşım Maçka-Zigana güzergâhındaki Gürgenağaç köyünden güney yönüne 7 km’lik toprak yolla mümkün. Maçka’ya 22 km. uzaklıktaki yaylada bakkal, kasap, lokanta ve telefon bulunuyor.

Lapazan Yaylası: Maçka ilçesinin Gürgenağaç köyünden güneydoğu yönüne doğru 12 km’lik bir yolla ulaşılıyor. Yaylanın yüksekliği 2 bin 200 m. Buraya kadar gelmişken dönüşünüzde zümrüt yeşili ormanı, berrak sularıyla gözleri kamaştıran Hamsiköy’e de uğrayıp meydandaki Yayla Lokantası’nda sütlaç yemenizi öneririz. Hamsiköy’e 5 km. kadar uzaklıkta bulunan Bekçiler mevkiinde konaklama imkânları mevcut. Vidana Tatil Köyü 462-326 58 15

Cami Boğazı Yaylası:
MaçkaMeryemana yolu üzerinden 5 km. sonra sağa sapılıyor. Kırantaş, Akarsu köyleri ve Acısu Yaylası geçilip 30 km’lik yol sonunda yaylaya geliniyor. Bir diğer ulaşım ise, Gümüşhane-Torul-İkisu mevkii üzerinden Karaca Mağarası güzergâhını izleyerek gitmek. Yollar fazla düzgün değil. Cami Boğazı büyük bir yayla. Kasap, bakkal, postane, pansiyon mevcut. Cami Boğazı’ndan 5 km. uzaklıktaki yörenin en büyük gölü Çakırgöl gezilebilir. Dilaver Tesisleri 462-531 12 27 / Acısu Tesisleri 462-531 12 28

Uzungöl: Turizm potansiyelinin yoğun olduğu yaylalardan biri Uzungöl. Haldızen Deresi Vadisi’nde heyelan sonucunda dere yatağının kapanmasıyla oluşan göl, 500 m. eninde ve 15 m. derinliğinde. Sayısız bitki türünü barındıran Uzungöl dağların arasına gizlenmiş yeşil bir düş. Çaykara ilçesinin 20 km. kadar güneyinde yer alan Uzungöl’de konaklama için seçenekler mevcut. Dağlarındaki mis kokan renk renk çiçekleriyle göl çevresi, yürüyüş için oldukça uygun. Gölde deniz bisikletleriyle gezinti imkânı da mevcut. Trabzon Çömlekçi merkezinden hareket eden Uzungöl araçlarıyla gidilebilir. Trabzon Uzungöl arası 100 km.

Uzungöl Otelleri

İnan Kardeşler 462-656 60 21 / Özkan Otel 462-656 61 97 / Sezgin Motel 462-656 61 75 / Doğa Motel 462-656 60 10 / Kamanoğlu 462-656 61 08 / Aygün Motel 462-656 60 42 / Ensar Motel 462-656 63 21 /

Sultan Murat Yaylası:
Yaz mevsiminin yoğun günlerinde yaylada bakkal, kasap, kahvehane, et lokantası ve otel hizmet veriyor. Yaylada Rus işgalinden kalma şehitlik bulunuyor. Her yıl 23 Haziran’da şehitleri anma günü kutlanıyor. Ayrıca her yıl Sultan Murat Yayla Şenlikleri yapılıyor. Yayla Çaykara’ya 25, Bayburt Aydıntepe ilçesine de 54 km. Yolun bir bölümü asfalt.

Tokat Seyahat Haberleri

Orta karadenizle İç anadolu arasında yıllar yılıdır ki beklemekte, çevresini kolaçan eder niksar. Maduru ve Çanakçı dereleri arasında yükselen bir tepe üstüne kurulan ve bu konumuyla yörenin iç kesimlerini denetleyen bir garnizon vazifesi üstlenen roma elinden çıkma, bizans ve osmanlı onarımından geçme kale kasabaya tepeden bakmanın en iyi noktası. Kaleye çıkıldığında canik dağları’nın güney eteklerindeki yeşil niksar kendisini gösterir.

Roma, bizans, İlhanlılar, danişmentler ve osmanlıları ağırlamış yöre, kümbetler ve türbelerle donanmış. Melik danişment gazi türbesi, akyapı ve kulak kümbetleri, roma hamamı dışında niksar’ın arastası da insanı tarih yolculuğuna çıkarır. Daracık sokaktaki karşılıklı dizili dükkânlara gitmenin en çekici yolu Çanakçı deresi üstündeki taş roma köprüsünden geçmek. Arastayı gezip niksarlı genç kızların elinden çıkma halıları görenin sonraki yolu Çamiçi yaylası olsun. En temiz hava ve tabiat burda bekliyor. Tokat, orta karadeniz bölgesi’nde tarih boyu ehemmiyetli devlet ve beyliklerin yerleşim merkezi oldu.

Gezilecek yerler

Tokat kalesi: İs 5. ya da 6. yüzyıllarda yapılan, 500 sene bizans egemenliğinde kalan 28 burçlu kale, selçuklular ve osmanlılar tarafından da kullanıldı. Kalenin, bugün molozlarla dolu bulunan gizli geçidi, kayalara oyulu 362 basamaklı merdivenle kente kadar iniyordu.

Tokat müzesi ( Pervanebey darüşşifası/gökmedrese ) :
selçuklu vezirlerinden muineddin süleyman pervane tarafından 1277′de yaptırılan külliyenin, tıp eğitiminin verildiği şifahanesi mavi çinileri sebebiyle gökmedrese ismiyle da bilinmekte. Bu anıtsal yapı bugün arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği müze. Müzede ilk tunç Çağı’ndan başlamak üzere hitit, phryg, hellenistik, roma, bizans, selçuklu ve osmanlı devirlerine ait eserler bulunmakta.

Latifoğlu konağı:
ağaç karkas ve kerpiç malzemeyle yapılan konak 19.yy türk mimarisinin şaheserlerinden. Restore edilen konak, müze ev olarak korunuyor.

Taşhan: günümüzde dövme bakır işlemeciliği, hat, yöresel kilim ve el sanatlarının üretildiği han, osmanlı devrinde, 17. yüzyılda yapılmış.

Yağıbasan medresesi: danışmentliler vaktinde, nizamettin yağıbasan’ın saltanat yıllarında ( 1142-1164 ) Yaptırıldı. Yağıbasan medresesi anadolu’nun, günümüze kalan en eski türk yapılarından birisi. Tarihi yer ve eserler arasında sulusokak, bedestenler, bey sokağı, mevlevihane, yeni ve eski yazmacılar hanı, kırkbadallar. Saat kulesi, madımağın celal’in evi, ali paşa camii, yüce cami, takyeciler camii, garipler camii, ali paşa hamamı, yağıbasan medresesi, hıdırlık köprüsü de bulunmakta.

Gümenek ( Kornana ) :
tokat’tan karadeniz’e açılan niksar yolunun 9. kilometresinde, yeşilırmak’ın ortasından aktığı gümenek ( Antik komana kenti ) ilin en ehemmiyetli mesire yerlerinden.

Ballıca mağarası: pazar ilçe merkezine 8 km. Mesafedeki mağara yürüyüş yolları, seyir teraslan ve kır kahveleri ile astım hastalığı olanlara iyi varan bir tabiat harikası.

Sebastopolis: kalıntıları günümüzde sulusaray ilçesinde bulunan antik kentin İÖ birinci yüzyılda kurulduğu bilinmekte. Roma ve bizans devirlerinde kullanılmakta olan ehemmiyetli yolların kavşağında bulunuşu kentin önemini artırmış.

Sulusaray kaplıcası: tokat sivas yolunun 68. kilometresindeki sulusaray’da, tarihi sebastopolis harabeleri arasında, kaynayan şifalı su kaplıca tarafından kullanılıyor. Konaklamak isteyenler için otel, motel ve kamp alanı halihazırda.

Reşadiye kaplıcası:
tokat’a ortalama 110 km. Uzaklıktaki reşadiye kasabası çıkışındaki kaplıca suyunun romatizma, felç ve kireçlenmelere iyi geldiği bilinmekte. Otel, bungalov ve kamp yeri halihazırda.

Niksar

Tokat’ın 60 km. Kuzeydoğusunda yer alan niksar, İç ve doğu anadolu ile karadeniz bölgelerini birbirine bağlamakta olan yolların kavşak noktasında bulunmaktadır. ilçe günümüzde tarihi eserleri ve tabii güzellikleriyle turistlerin ilgisini çeker.

Akarsular bakımından oldukça zengin bulunan niksar topraklarını kelkit Çayı ve bu çayın irili ufaklı kolları sular. Çamiçi yaylası, kale, ayvaz parkı, düztepe parkı, buğama suyu ilçenin dinlence yerleri aralığındadır. Tarihi değerleri arasında yağı basan medresesi, melikgazi türbesi, Çöreği büyük camii, kırk kızlar kümbeti, kulak tekkesi köprüsü, talazan köprüsü bulunmaktadır. ilçe merkezindeki yüce cami 1145 senesinde cepnizade hasan bey tarafından yaptırılmış bir Danişmendoğlu dönemi eseri. Niksar belediyesi 356-527 81 51

Nasıl gidilir?

Tokat, İstanbul’a 802 km. , İzmir’e 979 km. , ankara’ya 391 km. Mesafede. Atlasjet tokat’a uçuyor.

Konaklama

Büyük Tokat Oteli: 3562281661 / Gündüz Otel: 3562141278 / Çamlıca Otel: 3562141269 / Plevne Otel: 3562142207

Amasya Gezi Haberleri

İhtimal dahilinde dik yamaçlı vadiyi yeşilırmak ve kentin haricindeki Şahin kayası mevkiinden başlayıp yer yer önüne çıkan kaya bloklarını tünellerle delerek geçen suyolunu da pontoslar açtı fakat amasya gene de Şirin’e âşık ferhad’ın kentidir. Bu aşk hepsinden üstündür ve amasya’ya ruhunu verir. Amasya’nın ev sahipliği yaptığı medeniyetler arasında hititler, phrygler hatta amazonlar bulunmakta.

Kentin sembollerinden, yeşilırmak boyunca uzanan roma çağı sur duvarları üstündeki yalıboyu evlerinin yaşı da 200′e yakın. Amasya osmanlı’nın şehzadeler kentiydi, yıldırım bayezid’den fatih sultan’a pek çok padişah burdaki medreselerde yetişti, valilik yaptı. Bu yüzden kentin pek çok noktası cami, imaret, hamam, türbe, bedesten ile bezeli.

Vadinin kuzey tarafında, bir farklı simge, duvar gibi yükselen 13 tane kral mezarı bulunmakta. Evveliyatları ortalama 2 bin 300 sene önceye gidiyor. Bölgedeki ilk yerleşim noktası, harşene dağı üstündeki amasya kalesi onların koruyucusu. Amasya, orta karadeniz bölgesi yeşilırmak vadisi’nde, tarihi İpek yolu güzergâhı üstünde olan, anadolu’nun ehemmiyetli tarihi yerleşim merkezlerin’den birtanesidir.

Gezilecek yerler

Amasya kalesi: kale harşene dağı olarak bilinmekte olan dik kayalıklar üstünde yer almakta.

Amasya müzesi: taş eserler ile sultan i. Mesut türbesi içerisinde bulunmakta olan İlhanlı dönemine ait 6 adet mumya alaka çeker.

Hezaranlar konağı ( Etnografya müzesi ) : yeşilırmak sahil şeridinde, roma çağı kale surları üstünde bulunmaktadır. 19.yy geleneksel sivil mimari örneklerinden bulunan konak 1865′te defterdar hasan talat bey tarafından yaptırıldı.

Burmalı minare camii: selçuklu sultanı ii. Gıyaseddin keyhüsrev vaktinde vezir necmeddin ferruh bey ve kardeşi haznedar yusuf tarafından yaptırıldı.

Gökmedrese camii: cami, medrese ve mezar odasından meydana gelen külliye 1267′de amasya valisi seyfettin torumtay tarafından yaptırıldı. Mavi çinilerle süslü kümbeti sebebiyle gökmedrese olarak bilinmekte.

Gümüşlü camii: taceddin mahmut Çelebi tarafından 1326 senesinde yaptırıldı.

Bayezid paşa camii:
amasya emiri bayezid paşa tarafından 1414 senesinde inşa edildi.

Sultan ii. Bayezid külliyesi: sultan ii. Bayezid adına 1485-86 seneleri arasında yaptırılan külliye cami, medrese, imaret, türbe, şadırvan ve çeşmeden meydana gelir.

Kral kaya mezarları: amasya kalesi eteklerinde kayalara oyularak yapılan beş mezar birbirlerine ve kaya bloğuna merdivenlerle bağlıdır. Vadi içinde irili ufaklı toplam 18 adet kaya mezarı bulunmaktadır. Bu mezarların pontos krallarına ait olduğu düşünülüyor.

Aynalı mağara: krallar vadisi içinde hellenistik devire ait kaya mezarında bizans devrine ait freskler bulunmakta.

Ferhat su kanalı: antik amasya kentinin su ihtiyacını karşılamak üzere, kayalar oyulup tüneller açılıp yapılan su kanalı zamanından önce roma dönemine aittir.

Ezine pazar hanı: amasya tokat karayolunun 35. km’sinde yol kenarında yer alan han selçuklu sultanı alaaddin keykubat’ın hanımı mahperi hatun tarafından yaptırıldı.

Merzifon taş hanı:
merzifon ilçesinde, bedestende bulunan han, 17. yüzyılda inşa edildi.

Nasıl gidilir?

Kentte otoyolu ve demiryolu ile devletin her yerinden rahatça ulaşılabilmektedir. Amasya, sivas samsun demiryolu üstünde sivas’a 261 km. Samsun’a ise 130 km. Mesafededir. Kente en yakın havaalanı samsun’dadır.

Amasya Otelleri:

The Apple Palace 3582190019 / Emin Efendi Konağı: 3582126622 / Harşena Otel: 3582183979 / Grant Pahsa: 3582124158 / Korkmaz Otel: 3585134298

Sinop Otelleri ve Sinop Tatili için Gezi


İsmi ister nehir tanrıçası aisopos’un kızı sinope’den, isterse de hititçedeki sipova’dan gelsin fark etmiyor, Yöre bronz Çağı’ndan başlamak üzere insanları misafir ediyor. Antik dünyanın ünlü felsefecisi diyojen’in yurdudur sinop. Bütün geçmişi müzesinde görülebilir. Heykeller, sikkeler, vazolar, amforaların yanındaki • 19.yy ikon koleksiyonu misafirleri hayran bırakır. Anadolu’nun en kuzey tarafında bulunuyor olmak arzu eden sinop’taki bozburun’a gitmeli.

Zirveye erişmek birazcık ter döktürse de engin karadeniz manzarası eşsiz. Doğa da alabildiğine cömert davranmış buraya, türkiye’nin tek fiyortunu, denizin kıyıyı bir bıçak gibi yarıp içerilere dek girdiği hamsaroz’u bağışlamış. Simsiyah kumlarıyla karakum ve onunla tezat oluşturan bembeyaz akliman yörenin 2 plajı olarak hizmet vermektedir. Roma köprülerinin, bizans kiliselerinin sıklıkla gözlendiği sinop’ta 1568 tarihli ve pek çok ünlü simayı “ağırlamış” cezaevi de görülebilir. Yarımada üstüne kurulu şehrin, iç ve dış liman olmak üzere 2 ayrı kıyısı mevcut. İç limanda karakum ve zeytinlik plajları yer alırken, dış liman akliman ve hamsaroz’a kadar uzanıyor.

Gezilecek yerler

Karagöl kumluğu ve bahçeler plajı, balatlar kilisesi, muineddin süleyman pervane ( Alaeddin ) Medresesi, meydankapı, kefevi, cumaköy ve yazıköy camileri, fethi baba mescidi ve akmescid, durak han, seyyid bilal, gazi Çelebi, isfendiyaroğulları, sultan hatun ve hatunlar türbeleri, arslan Çeşmesi ve 1853 sinop deniz savaşı Şehitliği kentin tarihi zenginlikleri.

Sinop müzesi:
sinop çevresinden derlenen ve sinop’a 16 km’deki demirci köyü kocagöz höyük’ten çıkan tunç Çağı’na ait buluntular, hellenistik ve roma çağı heykeltıraşlık eserleri ile bizans sanat üslubunun hususiyetlerini taşıyan zengin bir ikona koleksiyonu sergileniyor.

Tarihi sinop cezaevi: sinop kalesi’nin güneybatı ucunda yer alan cezaevinin ilk yararlanma tarihi 1568. surların üstünde iç kaleyi bir uçtan bir uca kadar gezebilme imkânı vermekte olan gönderir muhafızların gezi yolu şeklinde kullanılan. Mustafa suphi, burhan felek, sabahattin ali, zekeriya sertel gibi ünlülerin kaldığı cezaevi 6 aralık 1997 tarihinde boşaltıldı.

Arslan torunlar evi:
kalemişi bezemelere sahip 18. yüzyıl oluşumu, müze olarak kullanılıyor.

Sinop kalesi: miletlilerin 8. yüzyılda yaptırdığı kale, anadolu selçuklu devrindeki ilavelerle daha ihtişamlı hale getirilmiş.

Alaaddin camii:
selçuklular devrinde yapılan, türlü devrelerde onarım gören cami, sinop’un en büyük camisi.

Hamsaroz fiyortu: Şehir merkezine 11 km. Uzaklıkta.

Gerze: sinop’a 30 kilometre. Eski ağaç evlerin mimarisi alaka çekici. Otel ermiş 368-718 15 40

Alaçam: sinop’a 57, gerze’ye 37 km. Uzaklıkta. Temiz kumsalı, çınar, kavak ve taflan ağaçlarından meydana gelen güzel korusu ile geyikkoşan mesire yeri en çok ziyaret edilen yerler arasında.

Erfelek:
sinop’a 30 kilometre. İlçeye il merkezinden kalkan minibüslerle ulaşılıyor. Konaklama tesisi bulunmayan ilçede birçok şelale ve yayla mevcut. Bunlardan en önemlisi, merkeze 15 kilometre. Uzaklıktaki tatlıca Şelaleleri. Şelalelere çıkışı kolaylaştırmak için ip ve merdiven halihazırda. Turizm derneği 368-511 37 38

Ne şekilde gidilir?

Sinop, İstanbul’a 700 km, ankara’ya 439 km. Yaz sezonunda feribot bağlantısı mevcut.

Konaklama için Sinop Otelleri:

Sultan Otel: 3882600700 / Otel Diyojen: 3882618822 / Otel Melia&Kasım: 3882614210 / Villa Rose Motel: 3882611923 / Ada Otel: 3882612693 / Beyaz Ev Moteli: 3882612866 / Kumsal Otel: 3882617414 / Yılmaz Pansiyon: 3882615752 / Martı Kamping: 3882876214 / Yuvam Kamping: 3882612532

Ayancık Sinop Gezi Rehberi

Geçmişinde göknar ormanları ile ekonomisini kuran ayancık artık tabiat güzellikleriyle mevcut oluyor. Yüzmek isteyenlere Çamurca, oluza ve harzana kumsallarıyla gebelit ile kuğu yalısı koyları hizmet verirken, gelincik burnu olta balıkçılığına ve sualtı sporlarına, kaya mezarları ve sulu kilisesi bulunan İstefan limanı yat turizmine göz kırpıyor. Göknar ormanı ile kaplı, 1200 metre yüksekliğindeki akgöl yörenin gözdesi.

Karlık yaylası da geri kalmıyor, 1600 metredeki yayladan sinop İnce burun açıklan kolaylıkla görülebiliyor. İnaltı ise mağarası ve kanyonlarıyla ayancık’ın doğayla iç içe geçen bir farklı mevkii. Sarp kayalıklardan akan suların meydana getirdiği ufak şelalelerin süslediği babaçay kanyonu’nun bitiminde, tahmini 700 metrelik galeri ve salonları, damlataşları, sarkıt ve travertenleri ile görülemeye değer İnaltı mağarası bulunmakta. Sinop’a 54, İstanbul’a 630, ankara’ya 435 km. Sinop’un sahil ilçelerinden ayancık’ta ormanların bitmiş olduğu ortamda sahil şeridi başlıyor. Ayancık ( Aya ya da ayan ) Tepesi’nin eteklerinde bir doğa şaheseri. ismini eteklerine kurulduğu bu tepeden almış olduğu söyleniyor.

Gezilecek yerler

Ayancık, yayla turizmi ve trekking için elverişli bir yer. Kıyıları birbirlerinden güzel plajlar ve koylarla kaplı. Merkezdeki kilise hapishane şeklinde kullanılan.

Çamurca plajı: İstefan yolu üstünde. Sığ denizi ve tabii güzelliğiyle alaka çeken yerlerden.

Akgöl: ayancık’a 35 km. Kayın ve göknar ormanları içerisinde bulunmakta olan akgöl’de sandal gezisi yapıp, balık tutabilirsiniz.

İnaltı mağaraları: ayancık’a 25 km. Uzaklıktaki İnaltı köyünün içerisinde bulunmakta. Mağara girişinde 75 m. Yüksekliğinde ve 50 metre. Genişliğinde büyük bir galeri mevcut.

Nasıl gidilir?

İnebolu ile ayancık arasında minibüs halihazırda. Sahildeki buharlı trenle nostaljik gezi yapılabilir.

Konaklama:

Apart Hotel: 368 613 11 37 / Karahan Otel: 368 613 45 60 / Gökay Pansiyon: 368 613 24 34 / Saymoz Otel: 368 613 11 54

Kastamonu Gezi Haberleri

Arabalara, apartmanlara rağmen havaya baş döndürücü bir ortaçağ sessizliği sinmesinin müsebbibi, yanlızca kentin ortasındaki karaçomak deresi’nin karşı kıyısında bulunan üstündeki kastamonu kalesi ile gene yakınlardaki saat kulesi değil. Bir düğün sofrası gibi bezenmiş, kapı tokmaklarına, pencere pervazlarına, kapılarına, kilitlerine hayata bilinc durumu aşılanmış, duvarları incecik renklerle boyanmış karakteristik evler de bu havanın meydana gelişinde etkili.

Topraklarının dörtte üçü ormanlara ev sahipliği yapan kastamonu ayrıca evliyalar şehridir. Şeyh Şaban-ı veli’nin türbesi en çok, aşıldı sultan, maden dede, benli sultan, karanlık evliya sıklıkla ziyaret edilenleridir. şehir, 1506 tarihli nasrullah camii ve tahmini 550 yıllık İsmail bey külliyesi’yle de özeldir. Tarihi olmasa bile karılar pazarı da kastamonu’ya ayrı bir özgünlük katar. Önlüklü ve başlan ak yazmalı bayanlar muazzam bir curcuna yaratarak yörelerinin en çekici yiyeceklerini burda satar. Burdaki tabiat zenginliğinin farkına birazcık geç varıldı, fakat neyse ki varıldı! Küre dağları 1998 senesinde dünya doğayı koruma vakfı tarafından avrupa ormanlarının korumada öncelikli alanlarından birisi olarak kabul edildi, arkasından 2000′de milli park statüsüne kavuştu. Milli park içindeki valla kanyonu, yaban güzelliğin doğadaki en iyi örneği. Valla köyünden başlayan patika ile orman içinden geçilerek ulaşılan kanyon, dokuz kilometre ötedeki gömeren’e dek devam etmekte. Girişin denizden yüksekliği 265, çıkışınsa 185 metre. Küre dağları’nın ulaşılması en basit güzelliği ilıca Şelalesi. Tahmini 12 metreden dökülen suların meydana getirdiği gölette yüzmek olası. Parktaki sorkun yaylası’nı ve ii-garini ile mantar mağaralarını ziyaret etmek arzu ediyorsanız körali’yi bulmalısınız.

Yanlızca rehberlikle de yetinmiyor körali; Eski okul binasını konukevine dönüştürmüş, bahçesini de kampçılara açmış, küre’nin güzelliğine yakışır bir ev sahipliği yapıyor. Orta anadolu’dan kuzey anadolu’ya geçiş kuşağında, yükseklerde bir cennet bulunmakta, llgaz dağı, bolluk dağıtan iklimi ve tüm sene akışını kaybetmeyen akarsularıyla eşsiz güzellıkte bir vadiyi ve dorukları gözler önüne seriyor. ilgaz dağı’nın 1967 senesinde milli park ilan edilen sınırlan içkideki uludağ göknarı, sarıçam, karaçam, . Meşe, gürgen. Ardıç ağaçlarından meydana gelen ormanları 2 bin metre yükseğe dek ulaşıyor. Dağlık bölgeler serpatinler, şistler ve volkanik kayaçlarla bezeliyken vadi tabanı kızılırmak’ın kolları devrez Çayı ve gökırmak’ı besleyen sayısız ufak akarsuyla süslü. Kuzeyindeki küre dağları’nın karadeniz’e bakan yamaçları ve güneyindeki İlgaz dağı zengin bitki örtüsüyle kaplı kentin en yüksek noktası, 2 bin 587 metreyle İlgaz dağlan üstündeki büyük hacet tepesi’dir.

Gezilecek yerler

Kastamonu kalesi: tahmini 112 metre yükseklikteki bir tepe üstüne kurulu kalenin bizans İmparatoru komnenos devresinde yapıldığı sanılıyor. İçkalenin temeli bizans oluşumu, üst bölüm ise candaroğulları devrinde inşa edildi.

Kaya mezarları: kaya mezarları oyulmuş kaya ve Şehinşah kayası üstünde bulunmakta. Mezarlar İÖ 700′lere tarihleniyor.

Kastamonu arkeoloji müzesi: müze binası 1910′da ittihad ve terakki kulübü, 1920′de İstiklal mahkemesi olarak kullanıldı. Müzede kastamonu ve dolaylarında bulunan hellenistik, roma ve bizans devirlerine ait heykel ve mezar stelleri gibi buluntular sergileniyor

Livapaşa konağı etnografya müzesi:
konak, liva sadık paşa tarafından inşa ettirildi. 1997′den beridir müze olarak kullanılıyor.

Nasrullah camii: yakupoğlu nasrullah kadı tarafından 1506′da inşa ettirildi. Birçok onarım ve ilave yapıldığı için orijinal halini koruyamamış.

İbni neccar camii: ibni ismiyle bilinmekte olan muradoğlu hacı nusret tarafından 1353′te inşa ettirildi. Kesme taştan sivri kemer içindeki ağaç kapı ağaç oymacılığının en çekici örnekleri arasında bulunmaktadır.

İsmail bey külliyesi: cami, türbe, hamam, medrese ve imarethaneden oluşuyor. Candaroğullarının sonuncusu İsmail bey tarafından yaptırılan caminin ana mekânı sekizgen kasnağa oturan kubbeyle örtülü

Yakup ağa külliyesi: alamescit mahallesi’nde bulunan külliye cami ve medreseden oluşuyor. Kesme taştan, kare planlı cami 1547′de yasal sultan süleyman’ın kilercibaşısı yakup ağa tarafından yaptırıldı.

Mahmut bey camii: Şehir merkezinin 15 kilometre kuzeybatısında bulunan kasaba köyünde bulunmaktadır. Selçuklu ve beylikler çağı ağaç camilerinin en çekici örnekleri arasında sayılır.

Nasrullah köprüsü: karaçomak deresi üstünde yer alan köprü 1506′da yakupoğlu nasrullah kadı tarafından yaptırıldı.

Ilgaz dağı milli parkı:
kastamonu’nun en çok gezilen yeri Çankırı kastamonu şehir sınırları içerisinde ve 1800 metre yükseklikte bulunmakta. Orta anadolu’dan kuzey anadolu’ya geçiş kuşağında yükselen ilgaz, sahip olduğu bitki ve yaban hayatıyla ilgi görüyor. Kastamonu’ya 40 kilometre uzaklıktaki ilgaz, 1088 hektarlık alana sahip. Son senelerde kayak merkezi olarak da dikkat çeken sahada her derecede kayakçıya münasip pist alternatifleri halihazırda.

Nasıl gidilir?

Kastamonu, İstanbul’a 500, ankara’ya 240, İzmir’e 825 kilometre mesafede.

 Oteller

Osmanlı sarayı: 3662148408 / Mütevelli Otel: 3662122018 / Rugancı Otel: 3662149500 / Selvi Otel: 3662141831 / Sirkeli Konağı: 3662147616

Safranbolu Otelleri ve Gezi Rehberi

Sürekli “zamanın durduğu kent” diye tanımlanır safranbolu. Bu yakıştırmanın temeli, ismini yetiştirdiği bitkiden alan kasabanın tarihi evlerinin ayakta olmasıdır. Gün gelmiş kasabalarının dokusunu korumak isteyenler “evlerinizin içi sizin, dışı hepimizindir” demiş, halkı da bu görüşe ortak etmiş ve safranbolu unesco tarafından “dünya mirası listesi” ne alınmış. Merkezdeki kaymakamlar, kilerciler, mümtazlar, karaüzümler, sipahioğlu konakları eski safranbolu evini ve hayata şeklini en çekici şekilde örnekler.

Her birisinin kapısı nadide demir işçiliği ürünü tokmaklardan 2 taneyle süslüdür. Tokmakların birisi erkekler, diğeri bayanlar içindir. Açık hava müzesi niteliğindeki yörük köyü, sanat galerisi olarak restore edilen Çamaşırhane, 200 yıllık saat kulesi, osmanlı sadrazamları tarafından yaptırılan camiler, eski hükümet binası, cinci hanı ile hamamı kentin ziyaret noktalarını meydana getiriyor. Kaleye ya da hıdırlık tepesi’ne çıkacaklar bu güzellikleri bir de kuşbakışı seyredecek. İki yüz yıllık geçmişi saklayan ağaç kokulu evleri ve harika tarihi dokusuyla yöre, unesco dünya kültür mirası listesi’nde yer almakta. Kanyon, mağara ve yaylalarıyla doğayla tarihin buluşma yeri.

Gezilecek yerler

Çarşı: safranbolu’nun güneydoğu kesimindeki çarşıda 2 yüzden çok dükkân yer almakta. Köprülü mehmet paşa camii, tümü kesme taştan İzzet mehmet paşa camii, eskiden konaklama ve ticaret merkezi bulunan 350 yıllık cinci hanı ilçenin tarihi mekânları.

Müze evler:
kaymakamlar evi, mümtazlar konağı, kavsalar evi, karaüzümler evi, kileciler evi safranbolu mimarisinin ehemmiyetli örnekleri arasında yer almakta.

Bağlar:
safranbolu’nun yüksek rakımlı kuzeybatısında yer almakta. Tarihi konakların ve evlerin bulunduğu bölge, yazlık olarak kullanılıyor.

Davutobası köyü: safran üretiminin yapıldığı köy, safranbolu’nun 20 km. Batısında. Yörede, ağustos ve eylül aylarında safran dikimi ve ekim ayında hasadı yapılıyor.

İncekaya sukemeri:
eskiden şehrin su gereksinimi bu kemerden geçirilen “paşa suyu” ile karşılanıyormuş. Şehrin kuzeyindeki sukemerine tokatlı deresi’nin paralelindeki yol izlenerek kırkille çamlığından ulaşmak olası.

Bulak ve hızır mağaraları: ya bancı mağara uzmanlarının sıklıkla ziyaret ettiği bu mağaralar, dünya mağaracılık literatüründe yer almakta.

Nasıl gidilir

İstanbul’a 395, gerede’ye 90, karabük’e 5 km. İstanbul ankara otoyolunda gerede çıkışından kastamonu yönüne sapılıyor. Karabük safranbolu yoluna giriliyor. Ankara çıkışında İstanbul otoyoluna girilerek gerede çıkışından Kastamonu yoluna sapılıyor.

Safranbolu Otelleri

Turing Havuzlu Konak: 3707252883 / Tahsinbey Konağı: 3707126062 / Kadıoğlu Konağı: 3707125657 / Hatice Hanım Konağı: 3707128745 / Paşa Konağı: 3707128153 / Selvili Köşk: 3707128646 / Mehveş Hanım Sokağı: 3707128787 / Arasna Otel: 3707124170 / Sefa Pansiyon: 3707122823 / Kırımlı Otel: 3707252485 / Merkez Pansiyon: 3707121520

Karabük Gezi Haberleri

Şanssız bir şehir mi acep karabük? Güzellikleri çevresine dağıtmış, kendine ve topraklarında yaşamaya çalışanlaraysa atatürk’ün emriyle demir çelik sanayiinin kudretini bırakmış. Gene de pek çok gururu mevcuttur karabük’ün; Mimari dokunun bozulmadan, dahası yenilenerek günümüze vardığı safranbolu ile tabiat koruma alanı ilan edilen eşsiz yenice ormanları ilk akıla gelenler. Güneyinde ve 36 kilometre uzağındaki eskipazar anılarla bezelidir.

Burda proto-hitit’e ait birçok kaya mezarı ve tümülüs bulunmakta. Aynı dönemden kalma ve eskipazar’a üç kilometre mesafede bulunan antik şehir kalıntılarının en az 4 medeniyeti barındırmış olduğu bilinmekte. Üzerinde birçok tapınak ve yazıtın bulunduğu asar kalesi, asar tepesi’ndeki kaya tüneller, ormanları ve soğuk suyuyla ünlü Çetiören, 1650 metre yüksekliğindeki sorkun yaylası ve bayındır içmesi eskipazar’ın öteki ehemmiyetli noktaları olarak sıralanıyor. Karabük’ün ekonomisi demirçelik sanayiine paralel olarak gelişti. Ufak bir yerleşim yeriyken gelişerek bir sanayi kenti oldu. Bu duruma karşın ormanlık alanın maksimum olduğu kentlerimizin başında gelir.

Gezilecek yerler

Eflani: tarihi hititlere kadar uzanan ilçe ve köylerinde kaya mezarları, tarihi suyolları, türbeler ve camiler tarihi değerler olarak ön plana çıkar.

Eskipazar: eskipazar’a 3 km. Mesafede olan antik şehir Hadrianopolis kalıntıları görülebilir, ilçede daha ziyade roma dönemine ait tarihi kalıntılar bulunmakta. Orman alanları yönünden çok zengin bulunan eskipazar’da her sene 17-18 ağustos tarihlerinde “müzik ve yağlı güreş festivali” düzenlenmektedir.

Ovacık: karakoyunlu köyündeki lydia dönemine ait kral mezarı gezilebilir. Yaylaları ile ünlü ovacık’ta her sene temmuz ayının 2. haftasında “boduroğlu yayla Şenliği” yapılıyor.

Safranbolu: şehir merkezine 8 km. Uzaklıktaki bu ilçe kentin en ehemmiyetli turizm merkezi. Safranbolu unesco tarafından “dünya mirası listesi” de bulunmaktadır.

Yenice: selçuklular döneminden başlamak üzere ehemmiyetli bir yerleşim yeri bulunan ilçede dünyanın ender mekanlarında görülebilecek 40 tür, birçoğu anıtsal, farklı boy ve kalınlığa ulaşmış ağaç türleri bulunmakta. Gökpınar mevkiindeki 4 hektarlık alan arboretum olarak tescil edilmiş.

Nasıl gidilir?

Karabük İstanbul’a 400, ankara’ya 230, zonguldak’a 170 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Zonguldak ve ankara’ya demiryolu ulaşımı mevcut. İstasyon 370-424 15 49

Konaklama

Karabük’te konaklama için tek bir otel bulunmakta. Ziyaretçiler safranbolu’da konaklamayı tercih ediyorlar.

Pelenkoğlu otel 370-413 22 78

Önemli telefonlar

Belediye 370-412 89 93 / devlet hastanesi 370-424 11 61 / emniyet müd. 370-415 7130 / İl turizm müd.

Bartın Gezi Haberleri

Karadeniz bölgesi’nin batı bölümünde yer alan bartın, 13. yüzyılda türklerin anadolu’ya gelmesinden sonrasında candaroğulları beyliği’nin hâkimiyetine girdi.

Geziecek yerler

Halilbey camii ( Yukarı cami ) : şehir merkezindeki kagir cami 1872′de halil bey tarafından yaptırıldı.

İbrahim paşa camii ( Orta cami ) : bartın çarşısındaki cami Bosna valisi İbrahim paşa tarafından yaptırıldı. Kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir.

Aya nikolas kilisesi: şehir merkezinde 1319 senesinde yaptırılan yapı 1936 senesinden başlamak üzere bir zaman elektrik santralı olarak kullanıldı. 1955′te restore edildi, kültür evi olarak hizmet vermektedir.

Ağaç bartın evleri: 200 yıllık ağaç evler meşe, gürgen, çam ve abanoz malzemeler kullanılarak yapılmış. Bu evler “daraba” denilen bahçe çitleriyle çevrilidir.

Doğa yürüyüşü:
bartın ve kastamonu illeri sınırlarında 37 bin hektarlık bir alanı kapsayan küre dağları milli parkı, doğa yürüyüşü yapmaya çok elverişli.

Kurucaşile: batı karadeniz sahilinde bartın’a 62 km. Mesafedeki bu şirin ilçenin kapısuyu ve hisar köylerinde ağaç tekne üretim ediliyor.

İnkumu: kuzeyi karadeniz, güneyi ise orman ile çevrili bulunan inkumu kumsalı ve zengin bitki çeşitliliği ile dikkat çeker. Konaklama tesisleri vardır.

Plajlar

Bartın’ın 59 km’lik sahil şeridinde pek çok plaj halihazırda, Özellikle inkumu plajı popülerdir. Bunun beraberinde amasra, Çakraz, kizılkum, mogada, güzelcehisar ve bozköy bölgenin ehemmiyetli öteki plajları.

Nasıl gidilir?

Bartın, İstanbul’a 420, ankara’ya 283, İzmir’e 752 kilometre uzaklıkta. Bartın’ın şehirlerarası ulaşımını sağlayan otoyolu; Batıda Çaycuma-devrek ( Zonguldak ) – mengen-yeniçağa ( Bolu ) , güneyde de safranbolu ( Karabük ) -gerede ( Bolu ) üzerinden e-80 karayolu ile e-5 devlet yoluna erişir.

Konaklama

Bartın Otel: 3782283959 / Fırıncıoğlu Otel: 3782376228 / Grand Astra:  3782288200 / Varol Otel: 3782285555 / Baral Otel: 3782274288 / Karpet Otel: 3782287500 / Sunset Otel: 3782386000

Zonguldak Gezi Rehberi ,

Bu topraklarda hititler, phrygler, persler, romalılar, Selçuklular, danişmentler, candaroğulları, osmanlılar yaşadı yaşamasına fakat bugünkü zonguldak oldukça yeni bir yerleşim yeri. Kentin evveliyatı madenkömürünün bulunmasıyla 1849 yılına dayanıyor. Gene de buralar tarihten kopuk sanılmasın; Ereğli mevcuttur yakınlarda, ismini kudretli herkül’den ( Herakles ) Herakleia pontike biçiminde alan. Geçmişte ehemmiyetli bir ticari iskeleydi.

Onun ve teion’un ( Filyos ) Kalıntıları şahittir o günlere; Antik liman, kale, sukemerleri, açık hava tiyatrosu göz okşuyor. Zonguldak’ın 80 kilometrelik sahil şeridi pek çok tabii plaj ve kumsalı barındırıyor. Sazköy, filyos, türkali, göbü, hisararkası, uzunkum, kapuz, değirmenağzı, ilıksu, armutçuk, ereğli bunların yanlızca birkaçtanesi. Bir de mağaraları mevcuttur zonguldak’ın. İnanç turizmine hizmet eden cehennemağzı dışında gökgöl, kızılelma, İnağzı ve cumayanı mağaraları görülmeye değerdir. Kömür madenleriyle tanınsa da zonguldak yeşili, bin yıllık mağaraları, tabii ve tarihi güzellikleriyle öne çıkar. 80 km’lik kıyı şeridi boyunca fazla sayıda tabii plaj ve kumsal bulunmakta.

Gezilecek yerler

Karadeniz ereğlisi ( Herakleia pontike ) : phryg soyundan varan Mariandinlerce İÖ 6. yüzyılda kurulan şehir ehemmiyetli bir ticaret kentiydi. Roma, bizans, selçuklu, osmanlı dönemlerinde de önemini korudu. Cehennemağzı mağaraları’nın bulunduğu acheron vadisi örenyeri başta olmak üzere, hellen, roma, bizans ve osmanlılar döneminin ürünleri bulunan sur kalıntıları, ereğli kalesi, herakles ( Herkül ) Sarayı, Çeştepe fener kulesi, bizans su sarnıcı, krispos anıtmezarı, bizans kilisesi, ayasofya kilisesi ve halil paşa konağı ehemmiyetli tarihsel kalıntıları.

Karadeniz ereğli müzesi ( Halil paşa konağı ) :
eski bir kilisenin temeli üstüne yapılan konağın cephesi roma dönemine alt binalardan toplanan malzemelerle süslü. Zemin katında arkeolojik eserler, 1. katında ise lydia, grek, roma, bizans, abbasi, emevi, sasani, artuklu, selçuklu ve osmanlı sikkeleri koleksiyonlarından meydana gelen eserler sergileniyor.

Acheron vadisi Örenyeri:
kara deniz ereğlisi, İnönü mahallesi’nde yer alan akheron ( Acheron ) Mağaraları ismiyle anılan cehennemağzı mağaraları paganistlerin baskılarından korkan hıristiyanların gizli ibadet yeriydi.

Çeştepe fener kulesi: karadeniz ereğlisi’nin kuzey tarafında, Çeştepe’de bulunan kule bizans devresinde yenilendi. Kulenin üst oluşumu tümüyle yıkılmış, yalnızca on metrelik bir bölümü sağlamdır.

Crispos anıtmezarı:
ereğli’de gösteriler yapan ve orada ölen eski mısırlı pandomim sanatçısı crispos’un hatırasına yapılmış.

Bizans kilisesi: ereğli, akarca mahallesi’ndeki kilisenin yerine 1942′de Çelikel camii yapılmıştır.

Gökgöl mağarası:
zonguldak ankara karayolunun 4. km’sinde yer alan Üzülmez bölgesinde yol üstündeki mağaradan çıkan su, Üzülmez deresi’ne boşalır.

Kızılelma mağarası: gelik’e bağlı, ayiçi köyünde, kızılelma semtinde bulunmakta.
İnağzı mağarası:
kilimli yolunun 15. km’sinde, sahilde.

Cumayanı mağarası: Çatalağzı ilçesinin 3 km. Uzağındaki cumayanı mahallesi’nde bulunmakta.

Çitdere tabiatı koruma alanı: sahaya, zonguldak-ankara devlet otoyolu yenice sapağından ayrılmış olan 45 km’lik yol ile ulaşılabilir.

Kavaklı tabiatı koruma alanı: zonguldak-ankara devlet karayolundan sapanca’dan ayrılmış olan 41 km’lik yol ile ulaşılmaktadır.
Plajlar

80 km’lik kıyı şeridi boyunca doğu yönünden başlamak üzere sazköy, filyos, türkali, göbü, hisararkası, uzunkum, kapuz, karakum, değirmenağzı, ilıksu, kireçlik, armutçuk, karadeniz ereğli, mevreke, alaplı ve kocaman mevkileri yaz aylarının gözde kumsallarıdır.
Nasıl gidilir?

Zonguldak’a kara, demir ve deniz yolu ile ulaşım mümkündür, İstanbul yönünden gelenler düzce sapağından girip kara ile denizin birleştiği kıyı şeridini izleyerek; Ankara yönünden gelenler ise yeniçağa ( Bolu-gerede arası ) Yol ayrımından başlamak üzere bir orman denizinden geçerek ile gelirler.

Zonguldak tcdd 372-251 15 14

Zonguldak limanından, yalnızca mayıs-eylül aylarında İstanbul-hopa arasında işleyen feribot seferleri düzenleniyor.

Konaklama

100. yıl Atatürk Hizmet Köyü: 3725328275 / Emirgan Oteli: 3722531401 / Kirazlar Oteli: 3723181100
 

SUSANOGLU - Kum Cenneti 

Susanoglu, Mersin'in denize yakin sirin ve kucuk beldelerinden biridir. Kum cenneti olarak anilmasinin nedeni 5-6 metre uzunlugunda mukemmel bir plaja ve deniz kumuna sahip olmasidir. Susanoglu'nun kumu sicak ve yumusaktir. Denizi ise sigdir; kiyidan bir 20 metre sonra bile derinlik bir bucuk metreyi gecmez. Genelde hafif dalgalidir. Suyu seffaf ve temizdir. Denizin tuzu Ege'ye gore neredeyse hic yoktur. Tam cocuklara ve yuzme bilmeyenlere gore bir denizi vardir.

Susanoglu'nda yerlesim siteler halindedir. Yerlesim kumsalin biraz uzaginda baslar. Mersin tantunisiyle unludur. Susanoglu'nda da tantuniciler cok bulunur. Genellikle ilcenin yerli halki kendilerine evlerin arasina minik dukkânlar yapar. Gece de oranin arkasina yaptiklari yataklarda uyurlar. Ozellikle oglen saatlerinde sahilde ve sahile giris yerlerinde saticilar haslanmis misir, soguk icecekler, dondurma, ara sira pazi, semizotu, patlican gibi sebzeler ve simit satarlar.
Geceleri insanlar sitelerin onunde yuruyuse cikarlar. Cocuklar bisikletleriyle, buyukler ise cocuklarinin ay cekirdeklerinin coplerini yerlere atarak gezerler. Cocuklar icin eglence yerleri, lunaparklar, sirkler de vardir. Yollarin etrafinda dondurmacilara, sebze satan yasli kadinlara, kuruyemiscilere, ivir zivir satanlara rastlanir. İnsanlar etrafta tantuni, gozleme, borek ve pide satarak gecinir. Susanoglu'nun kunefecileri de dogrusu pek meshurdur.

Susanoglu'nda hava yaz kis cok sicaktir. Sicakligin 5 dereceden asagi dustugu gorulmez. Hava cok nemlidir. Ozellikle disarida gezinirken insani ter basar, kiyafetleri vucuduna yapisir. Bu nedenle insanlar sabah 7'den aksam 9'a kadar denizdedir. Deniz genellikle tiklim tikis olur. Her adiminda birilerine carparsin. Ama bos oldugu zaman, ozellikle sabahlari deniz olaganustudur. Dalgalar az, eglence boldur. Ozellikle temmuz ayinda denizin en temiz ve en sakin oldugu zamandir. Haziran ayinda deniz cekilmez olur. Her taraftan ruzgârlar eser, dalgalarin boyu buyudukce buyur. İlkbahar ve yaz aylarinda en az bir ya da iki kez yagmur yagar. Kar ise kisin bile ugramaz Susanogluna. Susanoglu'nda aradiginiz her seyi bulabilirsiniz. Supermarketler, firinlar, sosyetik magazalar, tenis kortlari, futbol ve basketbol kapali ve acik sahalari, masaj salonlari, kuaforler... Turkiye'nin dort bir yanindan evlerin satildigi bir emlakciye bile rastlamak mumkundur bu ilcede.

Susanoglu'nda civil civil kus sesleri arasinda sabahin erken saatlerinde kalkmak cok guzel bir duygudur. Kuslar sanki size gunaydin der gibidirler. Eger sabahin erken saatleri ise gunes hafifce odanin icine vurur. O isikla ve kuslarin ince sesleri ile uyanmak icinize bir sevinc doldurur. Sabahlarin ayri bir serinligi vardir. Sabah insanlar ekmek almak icin firina, aksama yemek yapmak icin malzeme almak ve kahvalti icin gerekli seyleri almaya marketlere kosarlar. Herkes oralarda sira bekler. Bu arada insanlar konusup kaynasir. Oralarda herkes birbirini tanir, herkes arkadastir. Cocuklar her aksam birlikte oyun oynar.

 BOZBURUN

Denizin ortasindan gecen kumdan bir yolun oldugu, suya dalacakken arkanizdan bir arabanin gectigi, o sirada da bir bisiklet zili duydugunuz bir yer biliyor musunuz?
Ben biliyorum, kentlesmeden uzak kucuk bir deniz parki; Bozburun.
Bozburun deyince akla ilk ne gelir? Muhtemelen hicbir sey. Cunku orasi oyle bir yer ki, guzel ama tenha, kucuk ama sira disi. Gozlerden uzak, ilgilerden de. Kalabalik olmadan guzel kalmis bazi yerlerden biridir Bozburun. Sessiz ve huzurludur orasi, egzoz dumani yerine, denizin o tuzlu ve serinletici havasi doldurur cigerlerinizi.

Ve denizi. Harika ve temizdir Bozburun denizi. Bir koy turkuvaz renginde sulara sahiplik yaparken, hemen kayalarin diger ucunda obur bir koysa koyu lacivert sularla dans eder. Lacivert olmasinin yani sira baktiginizda dibini gorebilirsiniz suyun. Tabi suyun dibinden baska seylerde gorebilirsiniz; baliklar, mercanlar, yosunlar ve denizin tabanina hayat veren daha bircok sey. Ne yazik ki son zamanlarda bidonlar, kullanilmis tenekeler, posetler, cam siseler de gorunmeye basladi bu engin maviliklerde. Bir gun suya baktigimizda dibindeki copleri ve atiklari gorup, yansimamizdaki gulen yuzun somurtkan bir ifadeye donusmemesi icin kirletmemeliyiz.
İlk gidiste etrafa bakindiktan sonra, filmlerdeki gibi bir yansima cikiyor karsiniza. Sanki bir fotograf karesi gibi, birer kartpostal gibi geliyor. "Ben buraya daha once gelmeliydim!" diye hayiflandiktan sonra en azindan bu guzelligi kacirmadim diye gecirirsiniz aklinizdan.

Marmaris'in oglu Bozburun'da bir guzellik daha yer aliyor; 'Kizkumu'... Bu harika manzara ilk gorenleri soke edebilecek derecede garip ve bir o kadarda eglenceli. Denizin tam derinlestigi yerde baslayan bir duvar gibi, bir kiyidan otekine kadar uzanan ince bir kumdan koprudur. Efsaneye gore, eski zamanlarda civarin kralinin kizi ile bir balikci birbirlerine asik olmus. Ancak, kral kizi balikciyla olamaz... Hal boyle olunca, kiz ile delikanli gizli gizli bulusuyorlar tabii... Kral baba bunu zaman icerisinde ogreniyor ve bir gece takip ettiriyor kizini... Diyorlar ki krala; balikci denizden geliyor, kiz kumsalda onu bekliyor, bulundugu yeri isikla isaret ediyor delikanliya... Kral bir gece askerlerine kizini yakalamalarini ve kumsalda isikla balikciya isaret gondermelerini emrediyor. Delikanli isigi gorunce atliyor kayigina ve kurek cekiyor bir tabur askerin uzerine dogru... Kiz askerlerin elinden kurtuluyor ve kosmaya basliyor sevdigini kurtarabilmek icin ama koyun ta obur ucuna yetismesi imkansiz... Ama sevda bu; kural falan dinlemez, atiyor kendini sulara... İste o anda bir mucize gerceklesiyor! Kizin adim attigi her yer kumsala donusurken pesinden kosan askerler bastikca denize gomuluyor... Kiz kayiga kadar kosabiliyor ancak bir okcu tam o anda delikanliya nisan alip firlatiyor okunu. Kiz ile delikanli birbirlerine sarilmislardir bile ve ok gelip kiza saplaniyor. Derler ki; o kumlar, kizin kani denize karisinca kirmiziya boyanmis... Gorunusu de efsanesi kadar guzel ve ilginc olan Kizkumu, gorenleri hayrete dusurmeye devam ediyor.
Gelindiginde ise bircok yerde kalmak mumkun, ancak bu yarimadanin zevkini ve tadini en cok verebilecek olanlar denizin kiyisindaki kucuk ve sirin otellerdir. Hem ucuz hem de mukemmel bir manzaraya sahip olan bu oteller, ayni zamanda denizde cok yakin olmalariyla da buyuk bir avantaj sagliyor konuklarina.

Butun bunlar iyi hos da buranin hic mi kusuru yok diyorsunuz degil mi? Tek kusuru buraninda kentlesmeye baslayabilecek olmasi. Ne de olsa biz insanogluyuz hem guzelligi hem de kotulugu yaratabilen. Tek kusuru oranin, bizizdir. Tek kusuru oranin orayi kirleten bizlerdir. Buna ragmen orasi yillardir guzelligini koruyor. E, ne de olsa orasi mutluluk taci Bozburun degil mi?

 SAFRANBOLU

Safranbolu ismini duyar duymaz aklima orada gordugum guzellikler geliyor. Hidirlik tepesinden tum Safranbolu'yu seyretmek, sanki dunyanin en guzel manzara tablolarini seyretmek gibiydi. Hicbir ev farkli degildi, hepsi ayni renk, ayni guzellikte Turk evleriydi. Safranbolu'daki evlerde kalmak beni cok mutlu etmisti. Otel cok guzeldi, kendimi asirlar oncesine yolculuk etmis gibi hissettim. Odalarda pek cok ahsap esya vardi. Tavandaki cicek motiflerinden cok etkilendim. Koridorda ise cok eski bir radyo duruyordu.


Otelin sahibi bizi iki gun misafir etti. Safranbolu'nun insanlari cok misafirperverdi. İlcede neredeyse hic trafik gurultusu yoktu; sokaklar huzurlu ve sakindi. Yollar tastandi, hic asfalt yol gormedim. Zaten yollar daracikti. Her yer dukkan doluydu, ozellikle de lokumcular pek boldu. Dukkanlardan birinde bize safran cicegiyle yapilmis safran lokumunun yaninda safran cayi ikram edildi. Gercekten nefis bir tadi vardi. Sabah Safranbolu'daki bir caminin onundeki gunes saatini gordum.
Safranbolu en cok geleneksel evleriyle taniniyor. Karabuk ilinin en buyuk ve en gelismis ilcesiymis. Safronbolu'nun hem dogal guzelliklerine, hem de tarihi dokusuna hayran kaldim. Osmanli doneminden kalan hanlar, camiler, hamamlar, cesmeler, kopruler ve hele hele o essiz konaklara bayildim.
Terk edilmis eski konaklar 90'li yillarin basindan bu yana otel ya da lokanta haline getirilmis. El sanatlari canlandirilmis. Safranbolu'daki tum yoresel halk oyunlari Safranbolu dugunlerindeki cengi oyunlarindanmis. Oyunda soylenen turkunun ikinci misralari tekrarlaniyormus.

Safranbolu'da sayisiz guzel yerler var. Bu yerleri gezmeden Safranbolu'dan gidilmez. Bunlardan ilki Hidirlik Tepesi'dir. Turklerin Safranbolu'ya geldiklerinde ilk konakladiklari yermis burasi. Hidirlik Tepesi'nde Kurtulus Savasi'ndaki kahramanlardan bazilarinin mezari bulunmaktadir. Hidirlik Tepesi'nden tum Safranbolu'yu seyretmekten cok mutlu oldum.
Safranbolu'ya "Muze kent" denmesinin nedeni geleneksel evleri. Ulkemizin tumunde bulunan, yaklasik 50 bin kadar korunmasi gereken kultur ve tabiat varliginin 1.131 tanesi Safranbolu'da bulunuyormus. Bu kulturel zenginlik Safranbolu'yu "muze kent" haline getirmis.
Yuzyillardir geleneksel evleri korumaciliktaki basarisi, kente "korumanin baskenti" unvanini da kazandirmis. Safranbolu evleri, 18 ve 19'uncu yuzyillardaki yasama bicimini yansitirmis. Bu ilcede yaklasik 2 bin geleneksel Turk evi bulunuyor. Safranbolu evlerinin 800 kadari devlet tarafindan korunmaktaymis. Aslina uygun dekore edilmesi gerekiyormus bu evlerin.


Safranbolu yemek kulturu acisindan da dogrusu cok zengin bir ilce. Safranbolu'ya gidenler mutlaka "kuyu kebabi"ni tatmalidir. Kuzu eti kancalarla ozel hazirlanmis kuyuya sallandiriliyor, odun atesinde pisiriliyor. Nefis kuyu kebabini cok begeneceginizi dusunuyorum. İlcede hamur isleri de cok zengin; Safranbolu bukmesi'ni tatmayi lutfen unutmayin. Pidenin icine kavrulmus kiyma, sogan, pazi veya ispanak konuyor. Pisince uzerine tereyagi suruluyor, kiren surubuyla birlikte yeniyor.
Dunyanin en zor acan cicegi olan Safran cicegi Safranbolu'da yetisiyor. Safran ciceginin kilosu 15 bin dolari buluyor. Safran ciceginin altinla es tutuldugu soyleniyor. Safran ciceginin rengi genellikle mor oluyor, bu cicegi kirmizi renkte bulmak neredeyse imkansizmis.
Hizar Magrasi, Bulak Magrasi, Duzce Kanyonu, Tokatli Kanyonu ve Sakaralan Kanyonu Safranbolu'nun dogal guzelliklerinden. Bulak Magrasi Bulak koyu ile Safranbolu ilcesi sinirinda bulunuyor. Bu magaranin icinden akan nehir, 15 metrelik bir selaleden duserek kucuk bir gol olusturuyormus. Ardindan da yeraltina karisiyormus.
Hizar Magrasi ise Safranbolu'nun Danakoy koyunde. Magaraya buyuk bir agizdan giriliyor, icinde bir ana galeri ve iki yan pasaj bulunuyor. Duzce Kanyonu Safranbolu'daki en ilgi cekici kanyon. Tarihi tas kopruler ve su kemeri muhtesem..
Safranbolu gercekten cok hostu. Tarihimizi gozlerimizin onunde canlandiran muze gibi ilce olduguna karar verdim. Herkesin gitmesini ve oradaki kulturel zenginliklerimizi gormesini dilerim.

 KAPADOKYA

Annem Bodrum'dayken biz de evde bos bos oturuyorduk. Babama, hadi yarin Kapadokya'ya gidelim, dunyanin her yerinden turistler geliyor, biz de gidelim mi, dedim. Babam, peki dedi. Ve hemen yola koyulduk...
Peri bacalarini gordugum an, iste geldik dedim. İlk gun Uchisar'a gunesin batisini izlemeye gittik. Uchisar gercekten cok guzeldi. Uchisar'a doyamadigim icin ikinci gun tekrar gittik. İkinci seferde de ilkinde oldugu gibi en tepeye ciktik. Kalesiyle unlu Uchisar'da bir zamanlar Hiristiyanlar yasarmis. Kale icindeki gizli yollar saklanma amacli kullanilmis. Kalenin en ustunde 3 tane mezar gorduk. Kayalar oyularak olusturulmus mezarlardi bunlar. Kale icindeki gecitlerin darligindan oturu, rehberimizin anlattigi bir efsaneye gore cucelerin yasadigi yer, diye anilirmis burasi.

İkinci gun, Uchisar'dan sonra peri bacalarini gezdik ve Avanos'a gittik. Peri bacalarinin icinde restoran aradik ama bulamadik. Ben Avanos'ta teyzemlerin restoranina kalemlik seklinde bir comlek yaptim. Yaptigim comlege restoranin adini yazdim: "Kalabalik". Peribacalarinin, yani dunyanin gorulmeye deger yerlerinden birinin bizim ulkemizde olmasi gercekten cok onemli. Bu kadar guzel bir dogal yapiya sahip oldugumuz icin cok sansliyiz.
Gezimiz devam ediyordu, comlekciligin vatani Avanos'daydik. Avanos'ta da Hititler'den beri cark cevirip canak-comlek imalatiyla ugrasildigini ogrendim. Bu el sanati ile ben de ugrastim. Avanos'un daglarindan ve Kizilirmak'in eski yataklarindan yumusak ve yagli kil topraklar eleniyor ve iyice yogrularak camur haline getiriliyor. Cark adi verilen ve ayakla dondurulen tezgah uzerindeki camurun maharetle sekillendirilmesiyle istenilen canak yapilmis oluyor.

Turkiye'nin en uzun nehri Kizilirmak'in, Avanos yakinlarinda suladigi tuflu (kumlu), killi topraklar nedeniyle eski zamanlarda adina yakisir bir kizilliga burunuyor. Barajlarin insasindan sonra bu ozelligi genelde yok olmustur. Yorede yemek kaplari, su testileri, kislik yiyecek saklamak icin comlek ve su kuplerinin taninmis canak urunlerinden oldugunu ogrendim.
Peri Bacalari'nin olusum oykusu de cok ilgimi cekmisti. Vadi yamaclarindan inen sel sularinin ve ruzgârin, tuflerden olusan yapiyi asindirmasiyla, peri bacalarinin olustugunu ogrendim.
Peri bacalarinin olusumunda, ruzgâr etkisinden cok yagmur sularinin yuzeydeki akisinin daha onemli oldugunu ogrendim. Yagmur sularinin bu kadar etkili ve guclu yuzey akintisi olarak gelismesine ise en onemli etken bitki ortusunun azligi ve tuflerin gecirimsizliginin sorun oldugunu anladim. Peri bacalarinin caplari 1 metre ile 15 metre arasinda degisiyor. Kapadokya'da erozyonun olusturdugu peribacalari sapkali, konili, mantar bicimli, sutunlu ve sivri kayalar. Peribacalarini yogun olarak Avanos - Uchisar - Urgup ucgeni arasindaki vadilerde gorduk.

Ucuncu gunumuzde balonla yolculuk yaptik. Balonu once helyum gaziyla sisirdiler. İki Cinli abla ile ayni balondaydik. Onlarla balon sisene kadar ve balon yolculugumuz sirasinda cok guzel vakit gecirdik. Sonra alev sayesinde yukseldik. Usuyordum, bunun yuzden de aleve yaklasiyordum, ama alevden korktugum icin de yine geri cekiliyordum!
Balon maceramiz ardindan, aksam yemegi icin "Karakus" adli peri bacalarindan yapilmis restorana gittik. Bu restoranda semazen gosterisi esliginde yemegimizi yedik. Semazen gosterisinin en onemli ozelligi ortamin sessiz olmasi. Sonra, yoreye ozgu bir dans izledim. Hem cok guzel, hem de cok degisikti.
Kapadokya cok guzeldi, ama artik donuyorduk. Ulkemizin tarihsel derinliklerine yaptigimiz bu seyahatin kulturel ve gorsel dunyami zenginlestirdigini ve yuzume unutamayacagim bir gulumseme ekledigini dusunuyorum...

IZMIR

Hic Izmir'e gittiniz mi? Gitmediniz mi? O zaman bu yaziyi okudugunuzda, kim bilir, belki de hemen gitmek isteyeceksiniz.
Biliyorsunuz Selcuk'ta Efes Antik Kenti vardir. Tam masalsi bir yerdir orasi. Antik kentte asirlar oncesine yolculuk yapmis gibi buyuleneceginize eminim.

Izmir Kurtulus Savasi oncesinde Yunanlar tarafindan isgal edilmistir. Kahraman Mehmetcik bu guzel ili Yunanlarin elinden kurtarabilmek icin cok kan doktu, pek cok askerimiz sehit oldu. Hatiralarla, anilarla ve tarihimizle dolu bir il Izmir. Pek cok uygarliga ev sahipligi yapmis, pek cok savasa sahne olmustur Izmir.
Izmir'de cok cesitli otlar yetisir. Uzerine basip gectigimiz, adini bile bilmedigimiz pek cok otu Izmirliler pisirip yerler. Hem yemek olarak, hem de ilac olarak kullanirlar bu otlari. Zeytin ve zeytin urunleri cok meshurdur. Cunku cok fazla zeytin agaci vardir. Yemeklerinin cogu da zeytinyaglidir. Bol zeytinyagi uretirler ve tabi ki bol zeytinyagi tuketirler. Izmir'e gittiginizde mutlaka bu yemeklerin tadina bakmalisiniz. Tabi ki balik, kalamar, ahtapot gibi deniz canlilariyla salatasini da yemeden donmemelisiniz. Aceleniz varsa, kumru ve ayran yiyebilirsiniz. Ancak, kumru aliskanlik yapar, soyleyeyim! Uzerine de lokma veya daha hafif bir tatli isterseniz sakizli dondurma yiyebilirsiniz. Sabah kahvaltisinda ise boyoz ve cay ikilisini tavsiye ederim.

Gunumuzde oldukca modern kiyafetler giyen Izmirliler, eskiden Ege bolgesine has geleneksel kiyafetler giyerlermis. Insani oldukca sicakkanli ve konukseverdir. Geleneksel danslarinin en sevileni ve en unlusu Zeybek'tir. Kulturumuzu en iyi yansitan illerden biridir.
Izmir nufus yogunlugu siralamasinda ucuncu sirada yer alir. Konum olarak da harika bir yerdedir. Denize kiyisinin olmasi en buyuk sansidir. Izmir'e gittiginiz zaman evde kalmak istemezsiniz. Her gun dolasmak ve denize girmek isteyeceksiniz. Hava sicak olmasina ragmen nemli olmadigi icin bunaltmaz. Haritada girintili cikintili bir sekilde gosterilen kent Ege Bolgesi'ndedir. Turizm acisindan gelismis ve eglencesi, havasi, denizi, aktiviteleri yani sira otelleri ile de unludur. Gercekten eglenceli ve hareketli bir yer, mutlaka gormelisiniz.

Yaz aksamlari guzel sahillerinde bir yuruyus kesinlikle size iyi gelecektir. Hareketli muzigi, koylari, deniz aktiviteleri, havuzlari, gece eglence mekanlari, restoranlari ile unlu, doga guzelligi denilince aklima ilk gelen Cesme Izmir'in ilcesidir. Sorf yapamiyorsaniz bile Alacati'da sorf yapanlari izleyin, Dalyan'da balik yiyin, Ilica'da termal havuzlara girin, Pasalimani'nda veya Cesme cikisinda Tepe Kahve'de koy kahvaltisi yapin. Illa ki Ayayorgi koyunda denize girin. Dalyan'da balik yiyemediyseniz donus yolunda mutlaka Urla'ya ugrayin. Balik yaninda kac cesit meze ve zeytinyagli ot gelebilir ki, diyenler icin sasirtici olacaktir! Haydi, hos bir tatil sizi bekliyor.
Alisveris yapmak isterseniz, bir onerim olacak: Tarihi Kemeralti Carsisi. Icinde otantik kafeleri olan, tarihi bir acik hava alisveris merkezidir. Orada her seyi bulabilirsiniz. Unlu markalarin urunlerini satin almak istiyorsaniz da Alsancak'a gitmelisiniz. Kapali alisveris merkezleri de var ama tercihinizin deniz kokusuyla acik havada alisveris yapmak olacagini dusunuyorum. Yorulursaniz mutlaka sahildeki kafelere oturup iceceginizle beraber patates pomfrit yiyin. Vapura binip Karsiyaka'ya gecmeden de sakin donmeyin.
Tum bunlari okuduktan sonra hâlâ gitmek istemediginize emin misiniz? Benim dogdugum ve ismimi aldigim sehir olan Izmir, sizi de derinden etkileyecektir. Izmirlilerin ve orada yasayanlarin, doganlarin Izmir askini anlamak icin bence yarindan tezi yok, yola koyulmalisiniz!..

 SILIFKE 

Bu yil da, yaz tatilimi Silifke'nin deniz kiyisinda bulunan Atakent beldesindeki yazligimizda geciriyordum. Silifke'nin denizi yazlari cok guzel oldugu icin, turistler tarafindan ilgi goren ve oldukca sicak bir tatil beldesidir. Yazlari cok kalabalik olur. Insanlar vakitlerinin cogunu deniz kiyisinda gecirirler.
Burada denizden baska gidilecek bir cok yer oldugunu babamdan ve annemden duymustum. Uzun zamandir merak ettigim Silifke'nin en cok ilgi ceken diger yerlerini incelemek aklima geldi. Bize en yakin yerlerden biri olan Cennet Cehennem'i ziyaret etmek istedigimi babama soyledim.

Sicak bir temmuz gunu annem, babam ve ben arabayla Mersin istikametine yoneldik. Tahminen ana yol ustunde 10. km'de kuzeye dogru sapan Cennet Cehennem Obrugu yazili sari tabelayi gorduk. Kendiliginden olusan dogal cokuntuye obruk dendigini de ogrenmistim. Burasi taze balik yemekleri ile meskur Narlikuyu beldesi idi. Kuzeye dogru, kisa bir sure yokus yukari ciktiktan sonra, istedigimiz yere vardik.
Ilk bakista, dogal cokuntu sonucu olusmus iki cukur gorduk. Bize anlatilan bilgilere gore, Cennet olarak adlandirilmis cukura merdivenle 455 basamakla indik. Agiz genisligi bazi noktalarda 200 metre civarinda olan Cennet cukurunun en derin noktasinin 70 metre oldugunu ogrendik. Burasinin, bir yeralti deresinin kimyasal erozyonla tavaninin cokmus olabilecegi bir cukur oldugu anlatildi.
Cennet cukurunun 300 basamakla inilen bolumunde, cok eski yillarda yapilmis bir kilise oldugunu gorduk. Sonra magaranin icindeki derinlikte bir yeralti deresinin sesini duyar gibi olduk. Buradaki gezimizi tamamlayarak Cehennem cukurunu da gormek icin oraya yoneldik.
100 metre ileride son derece sarp, inmenin mumkun olmadigi Cehennem cukurunu gorduk. Buraya belki de urkutucu derinliginden oturu Cehennem denmistir, diye dusundum. Tabelalardan ogrendigim kadariyla, tarihi kaynaklara gore bu obruklarin icindeki bazi taslarin uzerindeki yazilar, antik donem Yunan kulturunun urunuymus.
Bu kadar guzel turistik degerleri barindiran Silifke'nin yemeklerini tatmadan gezi tamamlanmis olmazdi. Giristeki lokantalardan birine girdik. Lokantada hangi yemeklerin oldugunu sormaya gerek kalmadi. Cunku Anadolu kadinlarinin sacda sikma yapmak icin bazlama ve borek actiklarini gorunce sikma ve ayran siparisi verdik. Bunlari buyuk bir istahla yedik ve doyduk.
Anadolu kadinlarinin kiyafetleri cok ilgimi cekmisti. Salvar ve yemeni hepsinde vardi. Erkeklerde de siyah salvar ve kasket sapka yoresel kiyafetti. Gordugum deve de ilgimi cekti. Deveyi guzelce suslemislerdi ve insanlar sirayla onunla fotograf cektiriyorlardi.
Artik ayrilik zamani gelmisti. Oradaki gorevlilere sicak ilgilerinden dolayi, tesekkur ederek ve tekrar ziyaret umidiyle ayrildik. Gezi beni cok etkilemisti. Yurdumuzda gercekten gezilip gorulmeye deger cok guzel yerler oldugunu dusunum. Kultur gezisi yapmak cok hosuma gitmisti. Benim icin cok degisik ve guzel bir gezi oldu. Yolu dusen herkesin Cennet Cehennem'e ugramasini tavsiye ederim. Ayrica, yore insanimizin iyilikseverligi, konukseverligine yakindan tanik olmak beni gercekten cok mutlu etti.

BOZCADA

Geyikli'de bekliyorum simdi, muhtesem denizi izliyorum. Tatli bir ruzgar esiyor, ne usuyorum, ne terliyorum. Denizin ustune dusmus gunes, gozlerimi alamiyorum! Cocuklar denize giriyor, kumdan kale yapiyor, burada beklemek hic de sikici degilmis meger, ama feribot geldi, bu muhtesem manzarayi izlemeyi yarida kesmem gerekiyor! Feribota biniyorum, 5-10 dakika sonra duduk caliyor, basliyor deniz yolculugumuz. Ruzgar bedenimi oksayip geciyor uzerimden, yavas yavas havanin kararmaya basladigini hissediyorum. Simdi adanin o piril piril isiklari gorunuyor, yaklastikca beliriyor, beliriyor ve feribot duruyor. Yarim saatlik yolculugumuz boylece son bulmus oluyor.
Ada'ya ayak basiyorum! Artik aksam oluyor, gece hayati basliyor... Arabayla pansiyona giderken, elinde dondurmalarla genc kizlar, barlarda saraplarini icen insanlar, yavas yavas adanin sehrinden cikip sakin, karanlik kivrimli yollara daliyoruz. Ve iste gorundu bizim pansiyon. Gulten teyzemiz sevincle karsiliyor bizi; Gulten teyze cok eski bir aile dostumuzdur, babaannemin cok iyi arkadasi, ayrica cocuklari da eskiden amcalarimin, babamin kuzenleriyle buyumus. Bu pansiyon, koskocaman bahcesi, uzum baglari ve dut agaci olan, Poyraz Limani'nin arkasinda bir pansiyon. Minnacik bir mutfagi, bahcesinde tahta masalari olan bir pansiyon. Bahceye girdigimde, babaannemin kiz kardesi Neriman babaannemi, kizi Sare teyzeyle Zeynep ablayi, torunlari Hale, Elif, Kaan ve Sena'yi goruyorum! Icim sevincle doluyor...

Sabah erkenden cikiyoruz. Ilk durak kilise. Eskiden bu adada cogunlukla Rumlar yasadigi icin burada bir kilise bulunuyor. Kilisenin goruntusu ilginc gelmistir hep bana... Pazar gunleri gorurum adada sayilari hayli azalmis olan Rumlari! Kiliseden ciktiktan sonra, adanin o unlu sokaklarini dolasmaya koyuluyoruz. Babam elinde fotograf makinesiyle o sirin butikleri, rengarenk begonyalari, evlerin kapi esiginde oturup sohbet eden o eski ada insanlarini goruntuler hep...
Sonunda Ayazma Plaji'na geliyoruz. Burasi adanin en gozde plaji, ne ararsaniz bulursunuz. Butun su sporlari etkinlikleri burada yapilir. Adada daha pek cok plaj bulunuyor; Mermerburnu Koyu (Akvaryum), Habbele... Denizde guzelce yuzuyorum, sonra iskeleye dogru yola cikiyoruz. Buranin en sevdigim yani ise, denizi izleyerek elmali soda icmektir.
Yavas yavas gun batiyor, tabii biz de kosa kosa Polente'ye gidiyoruz. Polente, Bozcaada'nin elektriginin uretildigi devasa ruzgar gullerinin ve denize bakan bir ucurumun bulundugu bir yer. Coluk-cocuk, anne-baba, herkes gunbatimini izlemeye buraya gelir aksam olunca... Deniz, turuncu battaniyesini uzerine ceker, gunes evine giderken ay da onun yerini alir, sonra da herkes dagilir.
Bizim, Bozcaada'da buyuk, tastan yapilma, Osmanli zamanindan kalma, kocaman bir bahcesi olan bir evimiz var. Bu evi buyuk dedem yaptirmamis ama almis. Simdi evin o kocaman tahta kapisindan iceriye giriyorum. Sofanin tavaninda, rengarenk islemeler, guller, papatyalar, menekseler var. Evin duvarlari ve mobilyalar genellikle turkuvaz renkte.
Simdi, buyuk dedemin odasina giriyorum, eskiyi andiran bir koku var odada. Iki kisilik eski bir yatak ve karsisindaki tozlu bir dolaptan ibaret bir oda burasi. Sanki simdi babaannemler sofada oynuyor, buyuk dedem kitaplara dalmis, buyuk babaannem mutfakta yemek pisiriyor... Bir huzun doluyor icime, yavas yavas tahta merdivenlerden cikiyorum ve merdivenin hemen yanindaki odaya giriyorum.

Burasi babaannemin babaannesinin yattigi yatak odasi...Iyice eskiyi dusunuyorum, cok cok eskiyi. Sonra yan odaya geliyorum, duvarda fotograflar, yerde sadece bir yatak ve mavi tahta zeminin gicirtilari... Yine bir huzun kapliyor tum benligimi... Koskocaman, eski bir evde tek basina kalmak urpertici olsa gerek diye dusunuyorum.
Eski tahta islemeli bir dolap ilisiyor gozume. Aciyorum, deriden, guzel ama tozlu bir canta buluyorum orada. Icinde ilaclar ve eski bir fotograf duruyor. Merdivenin sagindaki odaya, yani buyuk dedemin buyuk, kocaman, beyaz koltugunun bulundugu odaya giriyorum. Koltugun eninin bu kadar genis olmasinin sebebi, buyuk dedemin bu koltuga bagdas kurarak oturmasiymis. Cok kucuk bir oda ve odanin icinde buyuk bir pencere, karsisinda ise tirnagini dokundursan kirilacak olan curumus tahtali, turkuvaz renkli sus demirleri bulunan minik bir balkon var. Bu balkon bahceyi goruyor, sonra hemen yanindaki odaya, yani iki yatakli ve bir sus masasinin bulundugu babaannem ve kiz kardesinin yattigi odaya giriyorum. Yine eskileri hatirlatan bir hava var. Hemen yanindaki odada ise, kucuk yatak dosegin bulundugu bir oda bulunuyor. Los, anilarla dolu bir oda.
Simdi yine sofaya iniyorum, mutfaga giriyorum. O tahta islemeli mavi dolaplari inceliyorum. Iste evin en guzel bolumune geliyorum simdi; balkona... Koskocaman bir balkon, kirmizi eski koltuklar ve yumusacik hali. Tum bunlar bana gecen seneyi hatirlatiyor. Ailecek gelmistik buraya, tum kuzenler, anneler, babalar... Butun odalar dolardi o zaman, ev yine eski coskusuna donerdi. Geceleri hep birlikte balkonda otururduk, yemek yerdik. Bu balkon bahceye bakiyor, kocaman bahceye. Babamin anlattigina gore, bu bahcede eskiden, simdi yikik dokuk olan, o zamanlar ise masmavi berrak suyun icinde yuzen, rengarenk baliklarla dolu bir sus havuzu, etrafinda gezinen gorkemli tavus kuslari, etrafta yemyesil cimenler, goz alici renklerde begonyalar varmis. Arkada ise horozlar, tavuklar, guvercinler, bir dolu hayvan olurmus.
Simdi de evin en alt katindayim. Burada eski bir banyo ve orumcek aglariyla kapli bir depo var. Gercekten korkunc ve gizemli bir yer burasi! Yukari ciktigimda, sofanin hemen karsisindaki odaya, oturma odasina giriyorum. Tozlu kitaplarla dolu, eski, yumusak, kadife koltuklarin oldugu bir odadayim. Evin tum odalarini gezdim. Simdi evden cikiyorum. Tum bunlari dusununce, aradan uzun bir zaman gecmis gibi geliyor sanki bana.

AYVALIK

Buraya "zeytinler kenti" dememin nedeni cok fazla zeytin agacinin bulunmasi.
Burasi bircok anilarimla cok fazla ormanin ic ice oldugu ve tam anlamiyla mukemmel bir denizi olan Ayvalik.
Beyaz guvercinin gagasindaki barisin simgesidir zeytin dali. Her derde deva, saglik mucizesi zeytinyagi... Insanligin vazgecilmez dostu, zeytin agaciyla tanisikligi tam 8 bin yil oncesine dayanmaktadir. Efsaneye gore tufana yakalanan Nuh Peygamberin gemisinden ucurdugu beyaz guvercin, bir sure sonra gagasinda bir zeytin daliyla geri donerek, tufanin bittigini haber vermistir. Bu nedenle zeytin dali ve beyaz guvercin barisin simgesi olmustur. Zeytinden sabundan zeytinyagli kolonyaya kadar pek cok urun elde edilir.

Ayvalik mutfagi basta zeytinyaglilar olmak uzere, deniz urunleri ve bu yorede yetisen cesitli otlardan olusur. Bunun yani sira Ayvalik tostu, lor tatlisi, Girit dondurmasi ve leblebisi meshurdur. Hamsi baligi buyuklugunde olan Papalina ozellikle Alibey (Cunda) adasinda yenir. Bu baliktan bir yiyen bir daha yemek ister.
Tam anlamiyla mukemmel olan Ayvalik'in denizi akillara durgunluk veriyor cunku denizde hic cop ya da yosun bulamazsiniz. Bir de denizde her renkte taslar vardir. Bu taslari denizden cikarirsaniz rengini kaybeder. Ayrica sahildeki kumlar cok ince ve yumusaciktir (Sarimsakli).
Ayvalik'in batisinda Ege Denizi, kuzeyinde Burhaniye, guneyinde Dikili yer alir. Bu guzel ilcede hava, poyraz, lodos, imbat ve meltem ruzgârlarindan dolayi yazlari sicak ve kurak, kislari ise ilik ve yagmurlu gecer.


Ayvalik'in camileri, kiliseleri ve manastirlari gorulmeye deger yerlerdir. Cam ormanlariyla kapli Ayvalik adalarina hâkim yuksek bir tepe olan Seytan Sofrasi'ndan ozellikle gunesin batisi izlenmeye deger. Cunda adasi ile sehir merkezini birlestiren kopru, Turkiye'nin ilk bogaz koprusu olma ozelligine sahiptir. Kucuk ama sirin bir koprudur. Patrica denilen koyda, eski tas evler, dar sokaklar, cumbali evler ve konaklar mutlaka gorulmesi gereken yerlerdendir. Cumbalari, demir balkon korkuluklari, pencere kafesleri, oymalarla suslenmis balkon oyalari ve tavan motifleri cok hostur.
Yaz aylarinda, cok sayida turist ziyaret eder Ayvalik'i. Gec kalirsaniz bilet bulamazsiniz. Ayvalik'a 30 dakika olan Edremit hava alani ulasimi kolaylastirmaktadir.
Turistlerin cogu yabancidir. Bence, bu turistler kendi ulkelerinde bol oksijen, deniz ve gunesli hava yeterli olmadigi icin geliyorlar. Gelenlerin cogu Midilli adasindandir, cunku cok yakindir. Her Persembe kurulan pazara bin bir cesit taze ot, ucuz giysi, ve ev esyasi almaya geliyorlar. Evimizin tam karsisinda bir otel bulundugu icin gelen turistlerin yasamini izleyebiliyorum.


Ayvalik'ta yapabileceginiz eglenceli seylerden biri de yat gezilerine katilmaktir. Bu geziler cok guzeldir. Sabahtan yata bineriz ve yol almaya baslariz. Cesitli muzikler esliginde dans ederiz, acikinca yemek yeriz, egleniriz. Ciplak Ada, Patrica, Kara Ada, Guvercin Adasi'ni gezeriz. Sonra bir koyda durdugumuzda yuzme molasi verilir, denize atlar, yuzeriz. Sonraki duragimiz Cunda'dir. Buraya geldigimizde bir saatlik molada tarihi yerleri gorup, hediyelik esyalar alip yata biner ve Ayvalik'a geri doneriz.
Denizi, havasi ve dogasiyla insana nese, huzur ve mutluluk veren Ayvalik'i bir kez olsun gormenizi cok isterim.
 
ALANYA

Nasil anlatsam seni tum dunyaya acaba bilemiyorum. O kadar gorkemli, o kadar goz alicisin ki, sanki âsik oluyoruz sana. Senin karsinda dilimiz tutuluyor, konusamiyoruz, bu can seni anlatmaya yetmiyor. Sen cok farklisin. O guzel yaylalarina, o kalene her yil cikiyorum ama, doyamiyorum o havaya, o kokuya, o guzellige. Seni karsilastiramiyorum baska bir seyle, baska bir yerle.
Her seferinde soyluyorum ama yine de sen cok farklisin, dedirtir insana Alanya'nin guzelligi. Sadece buyulemez, âdeta icine ceker insani. Kumsalinin da, daginin da, yerli yabanci turistinin de ustune yoktur. Hele o kalesi... Abartiyorum sanirsiniz ama, insan kendini bir farkli hisseder o yuksek duvarlarin, o asilmaz surlarin ardinda.



Alanya'yi ziyaret eden coktur, ama kimileri pek bilemez tam olarak neler yapmasi gerektigini. Bazen brosurlerden, bazen dostunuzdan duyup da gezmissinizdir ama, bence Alanya'nin gercek yerlisinden ogrenmeden, kentin en guzel yerlerini, nereleri gezeceginizi tam bilemezsiniz. Ben oyle yaptim, hem oranin yerlisinden, hem de babamdan duydugum hicbir sey yanlis cikmadi. Mesela, Alanya'da otel secimi yapmak en zor islerden biridir. O kadar guzel ve cesitli oteller oldugu icin hangi guzelligi tadacaginiza karar veremezsiniz. Ayni zamanda baska zor olan bir sey de yemek ve lokanta secimidir. Her yerde ayni yemeklerin olmamasi, tatlarin farkli ve o kadar kulturun bir arada olmasi restoran secimini zorlastirir.
Dolu dolu eglence ariyorsaniz, hepsini Alanya'da bulabilirsiniz. Yaylalara cekilip basinizi dinleyebilirsiniz. Alanya'ya gidip de yapmadan donmemeniz gereken bir sey de Alanya'nin unlu sahillerinde denize girmek olacaktir. İnsanlarin denize girdigi dogal sahillerde bile kum tuz kadar kucuktur. Denizin berrakligindan, ufuk cizgisini gectikten sonra bile yerin rahat gorunebildigi temiz sahilleri ile unlu olan Alanya, hayatta mutlaka gidilmesi gereken yerlerden biridir.

Alanya sadece gezmek icin degil, ayni zamanda yasamak icin de cok uygun bir kent. Ben bu sehirde omrumun buyuk bir kismini gecirdim ve soyleyebilirim ki, hayatta en guzel, en komik anilarinizi burada yasayabilirsiniz, cunku ben yasadim. Bazen gece yarisi sokaklarinda bazen sabahlari sessiz sahillerinde yurursunuz. Denizin kiyiyi yalayisi ve en yakin diskodaki muzik doldurur kulaginizi. Denizin tuzlu kokusu ya da lokantada cikan bir yemegin mis gibi kokusu buram buram yayilir cevreye. Hem modernlik, hem de huzurdur buldugun. Alanya, sadece sahil demek degildir! Alanya kalesini unutmamak gerekir. En cok da neyini severim bilir misiniz bu kentin? Deniz kenarinda balik tutar insanlar, kimisi karnini doyurmak icin, kimisi yanindaki kediyi beslemek icin... Yanlarindan gecerken, bir "Rasgele" dersin, o insanin gozunde oyle degerlidir ki bu soz!
Bir keresinde, hic unutamam, bisikletimle gezerken hayli hizlanmisim; tam bir yerden donecegim, bilemiyorum gunes mi gecmisti acaba basima, ne olduysa bir anda gozlerim karardi. Hafif hafif onumde bir seyler gormeye basladim, yerde biri ayakkabisini bagliyordu. Bir an dusundum, frene basayim, carparsam da ozur dilerim diye dusundum. Bir an sonra, kendimi yerde, ablami yanimda aglarken gordum. Meger, onumde patenleri acilmis onu bagliyormus, kan gordum yerde; o zaman anladim ki, ya basina sapka takacaksin ya da o sicakta, o kadar uzun sure bisikletle dolasmayacaksin.
Bir baska gun, bu sefer yalniz degilim. Yanimda arkadasim Ahmet var. Gittigimiz otelin kaydiraklarindan sikilinca, farkli sekillerde kaymayi denemeye basladim. Aldim altima kopukten bir tahta, bindim ustune, kaymaya basladim. Tabi o zamanlar pek zekice olamayan hareketler yapiyorum. En son hatirladigim, havuzun disindayim, basimda Ahmet duruyor, bir de orada calisan bir agabey kafama bakiyor. Meger, ben oradan kaymisim tahtayla, sudan sekip karsi duvarda kafami yarmisim!

Alanya'ya asil neden gelmeli biliyor musunuz O guzel sahillerinde guneslenmeye, degisik kulturlerin yemeklerini denemeye, kafanizi dinlemeye gelmelisiniz. İnsaniyla tanismaya, baska kulturlerle kucaklasmaya gelmelisiniz. Hani insan der ya, "gidemedigim ayagima gelsin!" diye, iste Alanya'ya bu yuzden gidersin. Hayatta yasayamadigin ya da daha fazla tatmak istedigin ne kadar zevk varsa onlar icin gidersin. Sadece tatile degil, kisa da olsa, farkli bir hayat yasamaya gidersin.

 KOYCEGIZ

Efsaneye gore, bilinmeyen bir zamanda, gunumuzde Koycegiz'in bulundugu ovayi sular basmis ve dalgalar koca bir kenti yutuvermis. Felaketin seyrine gelenler golun dogu kisminda kalan birkac evi ve insani gorunce, "Butun sehir batmis, sadece kiyida bir koycegiz kalmis!" demisler. Bugun hâlâ golun altinda bir batik sehir olduguna inanilir. Koycegiz'in adinin bu efsaneden geldigi rivayet edilir.
Mugla'nin bir koyu olan Koycegiz, Akdeniz ve Ege bolgelerinin birlestigi yerde bulunur. Yuzyillik muhtesem cam agaclari, sicakkanli insanlari, minik kurbagalari, lacivert denizi, sicacik kumsali, mis kokulu portakal, mandalina, begonville bahceleri, sevimli deniz kaplumbagalari ile gizli bir cennet olmayi hak ediyor Koycegiz.

Kasabaya benzeyen yapisiyla dikkatinizi cekiyor once. Mis gibi kokan ciceklerin kokusunu aldiginizda, buranin masallardan firlamis bir yer oldugunu hemen fark ediyorsunuz. Kucuk ama sirin evler etrafinizi sariyor, sizi birakmak istemiyorlar sanirsiniz. Tabii siz de onlara kolay kolay veda edemiyorsunuz. Daha sonra Koycegiz'in carsisi carpiyor gozunuze, sevdiklerinize veya kendinize Koycegiz'den bir armagan goturmek isterseniz diye, hemen caniniz girmek istiyor carsiya. Ozel hediyelerle cikiyorsunuz carsidan. Aciktiniz, bir seyler yemek istiyor caniniz, denizin kenarindaki kafelerden birine giriyorsunuz. Bir tost yiyorsunuz ve tostunuzun bir parcasini yaniniza gelen sevimli kopeklere veriyorsunuz. Doymuyorsunuz; ama mutlu oluyorsunuz.

Artik cok yoruldunuz, bu kadar maceranin ardindan dinlenmek en iyisi. Otel aramaya basliyorsunuz. Cok fazla luks otel olmasa da, kucuk pansiyonlardan birine gidiyorsunuz. Dusunuzu alip yataga uzandiginizda, yasadiginiz keyifli anilar geliyor akliniza, mutlu oluyorsunuz. Aksam yemegini otelinizde yiyorsunuz; gercekten harika diyebileceginiz yemeklerle doyuyor karniniz.
Yeni bir gune basliyorsunuz; sabah kahvaltisinin ardindan, "Simdi ne yapayim?" sorusu geliyor akliniza. Oradaki gorevlilerden birine soruyorsunuz, gorevliden de "Pek cok etkinlik yapabilirsiniz; doga yuruyusleri, balik avlari... İster guneslenip denize girin, ister kaplicalari gezin" yanitini aliyorsunuz ve hepsini sirayla yapmaya basliyorsunuz
Koycegiz, pek fazla bilinmeyen bir cennet aslinda. Cogu insan buranin adini bile duymamis. Koycegiz'in Ekincik Koyu'nda cok unlu bir yat limani da var. Zamaninda Alain Delon da bu guzel yeri gorme olanagi bulmus, eski cumhurbaskanimiz Turgut Ozal da... Hattâ Turgut Ozal, koyu kiyidan gormus ve buraya yol dosenmesini istemis. Bu sayede, biz Koycegiz'i gezebiliyoruz.
Kesinlikle gezmeniz gereken yerlere Koycegiz'i de eklemeyi unutmayin! Sessiz, sakin, huzurlu bir tatil yapmak istiyorsaniz, Koycegiz'in ilk duraginiz olmasi dilegiyle...

OLYMPOS

Ayaklarınızın altındaki cimenler siz hareket ettikce sesler cıkartarak eziliyorlar. Yemyesil, ulu agacların arasında bir vadidesiniz. Gokyuzunde ısıldayan ve neredeyse her tasa dokunan gunes, yerini bir bahar yagmuruna bırakacak, belli. Ruzgâr can ciceklerini sallıyor ve ona eslik eden yesil agackakan, sen bir melodi fısıldarken kulagınıza derin bir nefes alıyorsunuz; orkide ve papatyaların kokusunu dolduruyor tatlı bir yel icinize. Ancak bunca guzellige ragmen sizi huzursuz eden bir his var, sanki birileri sizi izliyormus gibi. Hisleriniz sizi yanıltmıyor cunku orada her adımda, gece gunduz sizi izleyen on iki Yunan tanrısı var; cunku artık Tanrıların evi Olympos'tasınız.

Antik Lidya'nın en onemli liman kenti olan Olympos, MO 80'de Eudemos (Odemus) isimli Kilikyalı bir korsan tarafından ele gecirilmistir. Kaptan Eudemos'un mezarı, yamacın alt bolumunde bulunan iki lahit mezardan biridir. Mezar, uzerindeki direksiz ve kureksiz gemi kabartması ve dort dizelik bir siir nedeniyle cok ilgi cekmektedir:
"Son limana girdi cıkmamak uzere,
Cunku, ne ruzgârdan, ne de gun ısıgından medet var artık.
Isık tasıyan safagı terk ettikten sonra kaptan Eudemos,
Oraya gomuldu gun misali kısa omurlu gemisi, kırılmıs bir dalga gibi."
Kaptan Eudemos'un ardından 78 yılında Romalılar tarafından alınmıs, sonrasında ise Haclı seferleri doneminde Selcuklu topraklarına katılmıs "Tanrıların sehri"
Eudemos'un mezarına gitmek icin yanından gectigimiz Akdere Cayı'nın gurul gurul akan sularıdır Poseidon'un kudretini gosteren... Gunumuzde suyun buyuk bir kısmı yukarı kesimde sulama suyu olarak el kondugu icin, ozellikle de yaz aylarında kurumaya yuz tutmaktadır. Oysa gecmiste, taskınlarını onlemek icin insa edilmis bir duvara gereksinim duyacak kadar coskuluymus Akdere'nin suları; hattâ bu berrak sularda gemiler dahi yuzebilirmis. Gunumuzde doga ve bereket tanrıcası Demeter'den armagan olan, bakir dogası ile de goz doyuran Olympos'un tamamı arkeoloji ve dogal sit alanı olarak koruma altına alınmıstır.


Olympos'ta en cok ilgi goren yerlerden biri de Yanartas'tır. Efsaneye gore Argos Kralı'nın oglu olan Bellerophontes (Bellerofontes), bir av partisi esnasında erkek kardesini kazayla oldurdugu icin babası tarafından kovulmustur. Ege Denizi'ni gecerek Olympos'a gelen Bellerophontes, kendisine yeni bir yasam kurar. Yore krallarından birinin yanında hizmetkâr olarak ise baslar. Kralice bu yakısıklı, soylu delikanlıya âsık olur ve duygularını dile getirir, ancak cok gururlu bir genc olan Bellerophontes, kraliceyi reddeder! Kralice cok ofkelenir, ardından krala bu genc delikanlının ona zorla sahip olmaya calıstıgını soyler. Kral kuplere biner; bununla beraber Bellerophontes'i oldurmek istemez. Cagırıp eline bir mektup verir ve kayınpederine goturmesini emreder. Mektupta delikanlıyı derhal oldurmesi yazılıdır. Kralice'nin babası onu bir sure konuk eder ve ona Tahtalı Dagı'nda yasayan Khimaria'yı oldurme gorevi verir; cunku canavarın onu yenecegine emindir. Bunu bilen Bellerophontes, savas ve strateji Tanrısı olan Athena'dan yardım ister. Athena, ona kanatlı at Pegasus'u gonderir. Bunun uzerine Bellerophontes Tahtalı Dagı'na bası aslan, ortası keci, kuyrugu ise yılan olan ve agzından ates ufleyen Khimara'yı oldurmeye gider. Pegasus'un sırtında ucan Bellerophontes'u yakalayamaz bir turlu Khimara. Bunu fırsat bilen Bellerophontes, Kimara'nın agzından iceriye okla saldırarak onu oldurur, ancak midesindeki atesi sondurmeyi basaramaz ve bu ates gunumuzde hâlâ kar kıs demeden yanmaktadır. Bu atesin aynı zamanda Olimpiyat oyunlarının ilk atesi oldugu da soylenmektedir.
Gece yasantısıyla unlu ilcemiz Olympos'ta, sabah erkenden uyanabiliyorsanız, cok sanslısınız demektir; cunku gunesin yuzunu yeni yeni gosterdigi anlarda Olympos denizi muhtesemdir. "Bir seher vakti,Tahtalı Dagı'nın eteklerinden gozukmeye baslayan gunes yansıyor turuncu balıkların dans ettigi denizde. Suyun derinlestigi kısımlarda yuzen bir kadın, daga bakarak beni guzellestir" diyor; ancak gorunurlerde hic kimse yok. Efsane bu ya, kadının gorunusu degismemesine ragmen onu her goren buyuleniyor âdeta... Kim bilir belki de ask ve guzellik Tanrıcası Afrodit kulak vermistir bu dilege... Bu efsanede anlatılan turuncu balıklar, denize girdiginiz an toplanırlar etrafınıza, gunesin yaktıgı teninizi ısırmaya baslarlar. Sakın bu sizi korkutmasın; cunku onların kucucuk disleriyle sizi ısırması yalnızca gıdıklanmanıza neden olur! Denizde kendi kendine gulen insan manzaralarına tanık olmanız bundandır.
Olympos denizini essiz kılan ve bircok kisinin bilmedigi bir ozelligi daha vardır: Bir aksam, dolunay altında bile berrak ve temiz olan Olympos denizine giriyorsunuz. Baslangıcta bir urperti giriyor icinize, az sonra alısıyorsunuz ic titremelerine.
Acıklara dogru yuzmeye baslıyorsunuz; o anda daha once fark etmediginiz bir seyin farkına varıyorsunuz. 

 MARMARIS

Birakin dakikalari, saniyeleri sayarsiniz oraya varmak için. Kivrimli dag yollarinin ardinda cennet pusuya yatmis bekler sizi. Marmaris'in Çiftlik Koyu'na vardiginizda o tatli meltemler saçinizi oksar, dalgalarla gelen huzur yuzunuze tatli bir tebessum kondurur; iste o an, burasi cennet, dersiniz, iste ayaklarimin altinda...
Minik minik evlerin oldugu, sirin bir tatil sitesi... Bir de oraya hiç yakismayan luks bir otel; dogalligini bozar sanki oranin, el degmemis guzelliklerini kirletir âdeta. Boyledir Çiftlik Koyu; yerlilerin açtigi restoranlar vardir denize karsi, gunun yorgunlugunu atarsiniz oralarda. Yollarinda yururken onunuzden dag keçilerinin geçtigi, gozunuzu horoz sesleriyle açtiginiz, mis gibi ekmek kokularinin burnunuza kadar geldigi, piril piril gokyuzu, masmavi, essiz denizi ve kaybolmamis komsuluk baglarinin barindigi nadide yerlerden biridir Çiftlik.
Ufka dogru baktiginizda Rodos adasinin silueti belli belirsiz gorunur gozunuze, aksam olunca isiklariyla gorucuye çikar âdeta Rodos.

Sadece dogal guzellikleriyle degil, tarihiyle de bambaskadir Marmaris. Çiftlik koyundan denize dogru yol aldiginizda dumeninizi biraz saga kirinca "Gebe Kilise" çikar karsiniza, ismini içindeki yuzyillar oncesinden kalma kiliseden aldigi soylenir. Ne gariptir ki o kiliseyi, ne yillar ne de dalgalar yok edebilmistir, hâlâ durur kalintilari.
Dumeninizi sola kirip yolunuzu biraz uzattiginizda daha ismi konulmamis, kesfedilmemis âdeta cennet gibi koylar, Marmaris'in merkezi, Dalyan, Kas, Bodrum serpilmistir ozenle. Dalyan da bambaskadir, Marmaris'e yolunuz duserse gunu birlik bir tekne gezisiyle oradaki kral mezarlarini, Cleopatra'nin guzelliginin sirri oldugu soylenen çamurlari ve daha pek çok dogal guzelligi gorme sansini elde edebilirsiniz. Marmaris ve çevresi turistik açidan da oldukça gelismis, dunyaya açilmis bir sehirdir neden bir de siz gormeyesiniz ki?

Bir de "Kiz Kumu" vardir ki unu sinirlari asmistir, gelelim onun hikayesine... Eski zamanlarda, ulkenin kralinin kizi ile bir balikçi birbirlerine asik olurlar. Ancak kral, kizinin balikçiya varmasina izin vermez. Durum boyle olunca, kralin kizi ile delikanli, geceleri sahilde gizli gizli bulusurlar. Kiz, her aksam sahile gider ve yerini isikla belli eder, delikanli da atlar kayigina, gider kizin isigiyla gosterdigi yere. Bu ask oyunu her aksam devam ederken kral bir gun bu oyunu ogrenir ve askerlerine kizini sahile giderken yakalamalarini ve kumsalda kizinin yaptigi gibi isikla isaret gondermelerini emreder. Balikçi da isigi gorur gormez atlar kayigina gider parlayan yere. Bu sirada nasil olursa olur, kiz kaçar balikçilarin elinden. Gider sevdigine, ama delikanliya ulasmasi için koskoca denizin içinden geçip koyun diger ucuna ulasmasi gerektir. Ask bu, "imkansiz" dinlemez, atar kiz kendini sulara ve olan olur... Kizin attigi her adimda, zemin kumsala donusurken, askerler de kumlara gomuluverir. Kizin tam kayiga yetistigi anda, bir asker okunu delikanliyi hedefleyerek firlatir. O sirada kiz sevdigine ulasmis, kucaklamistir delikanliyi. Ok, o sirada kizin bedeniyle bulusur ve derler ki "O kumlar kizin kaniyla kirmiziya boyanmistir." Delikanli ise kizi kucakladigi gibi gozden kaybolur. Sonrasini ne goren var, ne de duyan...

İste boyledir Marmaris. Asklari, savaslari, nice kulturleri barindirir içinde, sanki cennetten kopmus bir parça yeryuzune dusmustur ve iste o parça da Marmaris'tir...
Hani derler ya "anlatilmaz, yasanir!" diye, iste oyledir Marmaris. O denizin tuzlu kokusunu içinize çekmeden, hissetmeden o ruzgârlari, o kumlari elinizde dolastirmadan, o gunes yuzunuze yansimadan anlayamazsiniz Marmaris'i, anlam veremezsiniz neden bu kadar çok sevdigimi, cennet dedigimi. Siz de gormek istemez misiniz cennetten kopup dusmus bu parçayi?

 MERSIN

Mersin buyuk bir liman kenti. Hic gittiniz mi bu cosku dolu kente? Hic gordunuz mu, Mut'u, Anamur'u, Tarsus'u, Erdemli'yi, Silifke'yi ve Bozyazi'yi? Bunlar, bu civiltili sehrin buyuleyici ilcelerinden sadece birkaci. Peki ya, carsaf gibi mavilikler alip goturmedi mi sizi uzaklara? Toroslar'dan siril siril akan irmaklara, derelere duslerinizde hic ulastiniz mi? Canlandirdiniz mi, bu harikalar diyarini?
Bir gariptir bu sehir koylusu, sevinince kendilerini Akdeniz'in hizli ayak oyunu mengiye birakirlar. Disaridan bakilinca Mersinliyi komik ve sempatik gorursunuz, oyledirler de. Bunu size kucuk bir kirintimla anlatacagim. Ben ve kardesim teyzemlerin medikal ofisine gidiyorduk, yoldan gecerken yandaki "film merkezi"ne girdik. Burada hangi filmi veya oyunu arasaniz var.

Dolasmaya basladik. Gozume, o cok istedigim aksiyon filmi carpti, beni goren satici da "Al, hadi senin olsun, baktikca burayi hatirlar, iyi bir musterim olursunuz" dedi. Tesekkur ettik, "Parasini odeyebilirim" dedigimde ise ince ve zarif bir bakisla bana "Bu bir hediye!" dedi. Tekrar tesekkur ettik, ama film merkezinden cikarken yuzumdeki saskinlik damgasi hâlâ silinmemisti. İste bu, yore halkinin ne kadar sicakkanli oldugunun minik bir ornegidir.
Bizim de bir yazligimiz var Mersin'de. Aksamlari gun batimini izlemek, anlasilmaz bir tattir benim icin; kimi gencler de gece hayatina kaptirirlar kendilerini.
Akillidir yore halki, onlari kandirabilene helal olsun. Bununla ilgili zihnimden bir isik gonderecegim simdi sizlere. Ben ve uc arkadasim sahilde yuruyorduk. Arkadasim bilekligini kirmisti; kucuk bir oyun kurmustu satici ablaya karsi zihninde. Oraya vardigimizda ise "satici abla hic de bu palavraya inanacak birine benzemiyor", dedim arkadasima. Alayci bir ifadeyle guldu. Cok iyi uydururdu, cunku. Saticiya bilekligin eve gidince kopuk oldugunu gordugunu ve kopuk bileklik verdikleri icin verdigi paradan daha fazla para almak istedigini soyleyecekti.

Geldigimizde olayi satici ablaya anlatti, satici abla ayni bileklikten bir tane daha getirdi ve "kir" dedi, arkadasim cok zorladi, ama kiramadi. Sonra, satici abla bir makas getirdi ve "kes" dedi. Kesmeye calisti, ama sert deriye hicbir sey olmadi. Sonra bize bilekligin yapiminin nasil oldugunu gosterdi. Bu bileklik buraya gelene kadar sekiz ayri asamadan geciyor, ustelik on alti ayri uzman tarafindan kontrol ediliyordu. Daha sonra alayci bir gulumsemeyle bu kez o bize bakti ve soyle dedi: "Bir mali satiyorsak, o malin yapimini da biliriz cocuk!" Arkadasim kipkirmizi kesilmisti! Biz de kahkahalarla gulerek evlerimize geri donduk.
Bir de buraya has, "uc ayak halayi"ni anlatmadan gecemeyecegim. Gelin buraya da suruklenelim bu firtinada. Kuzenimin dugunundeydik, bir cok Mersinli vardi dugunde. Gelin ve damat gelince, ilk onlar dans eder sonra hemen halaya gecilirdi. O ses gelince kulaklara, ben dahil herkes halay cekmeye basladik. Halay bittiginde ben de bitmistim artik! Daha sonra, bu halayin adinin "uc ayak halayi" oldugunu ogrendim. Ogrendim ama, ayaklarima kadar inen agri gitgide yogunlasmaktaydi! Eve gider gitmez, tatli uykuma yelken acmakta buldum huzuru.
Tarih kitaplarinda ise hayli onemli bir yeri vardir Mersin'in. Daha cok Cennet-Cehennem, Cleopatra Kapisi ve Kiz Kalesi ile gonulleri fetheder bu kent. Cennet-Cehennem ve Meryem Ana Kilisesine de ugrayalim yolcugumuzda. Burasi Cennet Magarasi ve Cehennem Obrugu olmak uzere iki ayri kisma ayrilir. Cennet-Cehennem Magarasi'nda daha cok Meryem Ana Kilisesi'ne iliskin bir tarih vardir, Cehennem Obrugu'nda ise Zeus ve koca ejder Typhon hakkinda bir efsane vardir. Meryem Ana Kilisesi'nde peygamberler ve onlarin anilarindan soz acilir, fakat bu anilarin anlamlari pek cozulememistir. Ama Cennet Magarasini gormek ve hissetmek guzeldir, ancak 500 merdiven yukari, 500 merdiven asagi inmek, magaranin guzelliklerini gormek icin bir bedel olarak da dusunulebilir. Ancak buranin en muhtesem ozelligi insanin tenine dokunan serinlik hissidir.
Cehennem Obrugu'nda ise tanrilarin tanrisi Zeus ile koca ejder Typhon'un savasi anlatilmaktadir. Efsaneye gore Typhon Zeus'u hapsetmis, ancak diger tanrilarin yardimiyla cehennem canavarinin elinden kurtulmustur. Daha sonra da koca Everest'i cehennem zebanisinin ustune yigmistir. Bir de o unutulmaz iskele kapisi adiyla anilan eski bir Bizans minyaturu Cleopatra Kapisi var, burasi benim en ilgimi ceken yer olmustur, her zaman. Uc yerden girisi olan bu sur, Cleopatra'nin sevgilisinin Misirlilardan korunmasi icin yapilmistir.
Bazi kitaplar burasi hakkinda soyle yazar; babasindan kacan Cleopatra en son Bizans'a siginmis ve parasiyla oraya bir kale yaptirmistir, Misirlilar Bizans'a yurumus ama donemin imparatoru onlari yenilgiye ugratmistir. Son olarak da Mersin'in goz bebegi Silifke'nin yakutu Kiz Kalesi vardir, durgun denizi ve kalesiyle ilgi ceken Silifke, Mersin'in cok onemli bir turist kaynagidir. Kiz Kalesi uzaktan bakilinca sadece bir tas yigini olarak gozukebilir, ancak tarihi buranin tum ozellik ve sirlarini gun isigina vurur. Soylentiye gore Korikos'ta yasayan krallardan biri, bir kiz cocugu olsun diye gece gunduz Tanriya yakarmaktadir. Sonunda dilegi yerine gelir ve kiz buyudukce guzelligi ve yardimseverligi ile herkesin sevgisini kazanir.
Gunlerden bir gun kente bir falci gelir. Kral onu saraya cagirtir, kizinin gelecegini ogrenmek ister. Falci prensesin eline bakinca irkilir ama bir sey soylemez. Kral zorlayinca "Kralim" der, "Kizinizi bir yilan sokacak. Bu yazgiyi hicbir sey bozamayacak! Buna siz dahi engel olamayacaksiniz!" deyip oradan uzaklasir. Kral, kizina bir sey soylemez ama, dusuncelere dalar. Sonunda kiyiya yakin kucuk bir adacik uzerinde, ak taslardan bir kale yaptirmaya karar vererek kaleyi tamamlar ve kizini buraya kapatir. Olan biteni bilmediginden kizi uzulmekte, gunden gune eriyip gitmektedir. Gunun birinde, saraydan kaleye gonderilen bir uzum sepetinin icinden cikan bir yilan prensesi sokar ve oldurur.
Akdeniz'den de bahsetmemek olmaz Mersin'de. O dalgali mavilikler arasinda yuzerken duyulan sevinc hissinin, esi benzeri yoktur bana gore. Ama en onemlisi de denizin uzerinde bir kugu gibi suzulen yelkenliler ve sorf tahtalaridir.
Gelelim, simdi bu yoreye has, ic cektiren zengin yemeklere. Mersin mutfagi her acidan cok guzel ve lezzetli yemekleriyle un salmistir. Oraya gidip de bir tantuni yemeyene ask olsun! Yaninda da bir aci salgam hic fena olmaz, dogrusu! Tatlilardan da kerebic ve cezeryenin tadina doyulmuyor.
Sporda da hayli aktiftir Mersin. Her yil, her daldan turnuvalar duzenlenir ve kazanana da para odulu verilir. "Bilgin dedeler kenti" olarak da anilir Mersin; okuma yazma orani yuksektir, ayakli kutuphane gibi cok insani vardir. Cagdas ve egitimlidir insanlar. Kentin ekonomisi daha cok sanayi dayalidir. Cam, krom ve rafine alaninda cok ondedir. Ancak Anamur'un muz seralarinin buyuleyiciligini de gormeden gecmemelisiniz. Ne dersiniz, sizce Mersin buyuleyici bir inci midir, yoksa soluk bir yaprak midir?

 CINARCIK

Agaclarin ve yesilliklerin arasindan bir yol gorurseniz onunuzde, bilin ki kesin Cinarcik'tasiniz. Agac ve seralarin cenneti Cinarcik; Yalova'ya bagli, koca Istanbul'u karsisina almis ve bircok zenginligi barindiran bir yer... Cografi konum olarak da Yalova ile Istanbul karsi karsiyadir, fakat pek bir benzerlikleri yoktur. Ornegin, Yalova'nin nufusu 120 bin iken, Istanbul'un nufusu 13 milyona yakindir, gercekten de buyuk bir rakam degil mi? Baska bir farklilik ise, Istanbul'da cok sayida tarihi yer ve eser olmasidir. Galata Kulesi'nden tutun da Ayasofya Muzesi'ne, oradan da Aya Irini Kilisesi'ne kadar pek cok tarihi bina vardir. Bizans'tan kalan tarihi eserleri saymiyorum bile, ama Yalova'yi ele aldigimizda orada cesme ve hamam gibi daha kucuk tarihi yerler cogunluktadir.

Biz Cinarcik'a geri donelim. Aslinda, Cinarcik'in da bircok eski anisi var. Ornegin gecmiste, Antik Yunan doneminde, Cinarcik'in adi "Kio" imis. Kio, Yunanca "temiz hava" anlamina gelirmis. Malum, bu guzel yerin ferahlatici havasi sikca karsilasabileceginiz turden degildir.
Cinarcik'ta yazliklar cogunluktadir ve bu da Cinarcik'i bir "yazlik cenneti" yapar. Buraya genelde emekliler ve kafa dinlemek isteyenler gelir, ancak kucuk cocuklar gurultuleriyle onlara pek izin vermeyebilirler. Buradaki yazliklarin cogu denize sifirdir. Bu da, Cinarcik'i cevrede bulunan ilcelerden daha ozel yapar.
Burada, yazlik evlerin guzelligi ve sicakligi komsuluk iliskilerine de yansir. Yaz mevsiminde deniz havasina gelen Cinarciklilar hemen her aksam birbirlerine ev ziyaretleri yaparlar ve her ziyarette enfes balik sofralari kurulur. Bu sofra sohbetleri komsuluk iliskilerinde guclu bir bag kurar. Ornegin balkonun onunden gecen birine yemekten ikram edilmeden o kisi eve yollanmaz. Eger guzel, cimenlik bir alan varsa, Ramazan ayinda herkes oraya kendi masasini kurar ve tum yemekler bu alanda servis edilir. Zamani gelince top atilir ve hep birlikte oruc acilir.
Cinarcik yemekleri cok cesitlidir, cunku Marmara bolgesi pek cok iklim yasar. Bu da bircok meyve ve sebzeyi ayni anda yetistirme firsati verir ciftcilere. Ayrica Marmara Denizi'ne bitisik oldugundan bircok balik mevcuttur burada. Cesit cesit baliklar, hepsi de birbirinden taze. Tam hayal kurarken bir ses duyulur denizden; "Balikciiii!" o zaman agziniz kulaklariniza varir ve "Varsa, ben de biraz balik alayim" dersiniz. Ah o deniz yok mu o deniz, icine ceker sizi.
Buranin denizi guzeldir ama biraz yaramazdir. Bazi gunlerde o kadar temiz olur ki, denizin dibini gorur sevinirsiniz. Bazen de, dalgalar gelir saha kaldirir dipteki kumu. Iste o zaman hircinlasan denize ofkeyle; "Aman, yine simaracagin tuttu!" dersiniz. Bu kadarla da kalmaz ustelik; nereden ne cikacak korkusu yiyip bitirir sizi. Artik torpil mi cikacak, denizanasina mi rastlayacagim korkusu "Eyvah yandik!" dedirtir size. Yine de denizin berrak oldugu bir zaman, yuzerken onunuzden bir balik gecince pirpir eder iciniz ve en guzeli oglenin sicaginda o buz gibi denize girmektir. O soguk tamamen kaplar icinizi ve "Ooh!" dersiniz kendi kendinize.
Biraz degisken de olsa havasi guzeldir. Ornegin sicak bir yaz gununde girersiniz denize, oh ne hos! Aksama dogru uykunuz gelir, yatar uyursunuz. "Sabah mayomu giyeyim de denize gireyim" dediginizde, is isten gecmis olur. Bakarsiniz havada kara bulutlar devriyeye cikmis, gunesi yakalamaya calisir gibidirler. Gunes saklanir o iri kara bulutlarin arkasina. Sizin icinizi de bir huzun kaplar haliyle. O yagan yagmuru gorunce, evinizde televizyon denen aptal kutusuna hapsolursunuz, sanki butun yaz onu izlemeye mahkûmmus gibi. Saatler sonra, yine ayni sey... Ama o da ne? Kucuk bir parilti. Sucsuz gunesimiz, hapishaneden kacmaya calisiyor. Biraz daha bekliyorsunuz ve iste o an! Gunes tekrar parliyor ve insanlar akin akin denize kosuyor. Size de bir heyecan geliyor, cekiyorsunuz kapiyi, firliyorsunuz denize.
Isterseniz denize de gitmeyebilirsiniz. Oturabilirsiniz evinizde ya da meshur bir dondurmacilar sokagi vardir; haydi oraya gidin caniniz soguk cekince. Ne de olsa oranin dondurmasi yilin ilk karinin tadina bakmak gibidir, Maras dondurmasi kadar olmasa da. Bir de cikolata sosuna batirirlar ki akliniz gider. Hele o dondurmacilar sokaginin denize bakan karsi tarafi var ya, olaganustudur orasi. Sabahlari sicaktan sizi bunaltsa da, aksam tam bir disko havasi vardir o sade dondurmacilar sokaginda.
Eger Cinarcik'a geldiyseniz, biraz zor olacaktir buradan ayrilmak; cunku buranin temiz ve ferah havasi bir kez girmistir cigerlerinize. Sizi serinleten denizi ve agaclarin yaydigi huzur bir daha karsiniza cikmayabilir. Bahse varim ki, burayi hafizanizdan kazimak cok uzun surecektir. Ne de olsa Cinarcik insaninin hosgorusu, sevecenligi ve saygisi, belki de hayatiniz boyunca icinizi isitacaktir. Bugune kadar Cinarcik'i gormediyse gozleriniz, cok sey kacirmissiniz demektir. Iste Cinarcik boyle bir yerdir. "Marmara'nin cicegi, gonca gulusun sen/Hangi kalp carpmaz, hangi genc cirpinmaz/Su cazibeli durusunla gonulden seslensen yurdumun cok guzel, sirin beldesi/cinarcik unutmayin hepiniz gulumseyin azicik /Esraf, sakinler, gelmeler yok /Cinarcik'liyiz. Bir birimizi tam ozge candan kucaklayacagiz.

 DALYAN

Dinlendirici kumsaliyla, elmas gibi işil deniziyle, labirent gibi karmaşik kanallariyla sakin, sessiz bir koy Dalyan. Henuz fazla keşfedilememiş, dinlendirici bir doğa harikasi. Muğla'nin bir ilçesi olan Dalyan'in havasini bir kere içinize çektiniz mi ormanlardan gelen ağaçlarin ve denizin ferah kokusu sizi alip goturecektir. Çok da luks otellere sahip olmayan bu minik koyde bir kez balkona çikip, dişari goz atarsaniz sirtinizda sicak guneşi duyumsar, guneş denize batmadan tan yerinin pembe işiklarini gozlemleme şansina sahip olursunuz.
Ada benzerindeki bu gorkemli koy ayni zamanda kamişlarla çevrili kanallara sahip. Kanallara vuran yaz guneşinde isterseniz ozel tekne turu, isterseniz gunu birlik tur yapabilirsiniz. Elbet ki ozel tekne turunda, kanallarda kuğu gibi suzulurken, teknenin başina vuran su seslerini dinlemek, goz kamaştirici kral mezarlarini izleme şansina sahip olmak bir başka. Turunuz devam ederken, sakin sularda durmuş eski balikçi teknelerinden meşhur mavi yengeç isteyebilir, yolculuk boyunca atiştirabilirsiniz. Mavi yengeci tek seven siz değilsiniz tabi! Merakli, koca govdeli dostlarimiz caretta carettalarin yengeci balikçidan almak için yapmayacaklari oyunbazlik yok. Ancak bu deniz canlilarini çok da rahatsiz etmemeyi unutmamak gerek. Kanallarda biraz daha suzulurken çamur banyolari gozunuze çarpacak. Kokusundan rahatsiz olmazsaniz şifali sularin ve çamur banyosunun keyfini çikarabilirsiniz. Burayi da gezdikten sonra balik restoranlarina gelmenizle huzur dolu turunuz sona erecek.

Gelelim Dalyan gecelerine. Akdeniz mevsimine sahip bu Turkiye Karayip'i ikliminden dolayi begonvil ve kum nergisiyle sarmalanmiş. Yaliçapi kuşu, ari kuşu gibi kuş çeşitleri bulunduran Dalyan'da yeşilliğinden dolayi bir kurbağayla, bir kertenkeleyle ya da bir karafatmayla karşilaşabilirsiniz. Eski zamanlarda kayalar oyularak yapilan Kral Mezarlari geceleri işiklandiriliyor. Sessiz ve loş işikli mezarlara bakarken kendinizi cennete siğinmiş gibi hissedeceksiniz. Koyceğiz golunden Akdeniz'e doğru kivrila kivrila akan kanallari izleyip keyif bulacaksiniz âdeta. Buranin sadeliği etkileyecek sizi. Ciğerlerinizi temiz havayla dolduracak, yenileneceksiniz. İnsanlari da guler yuzle karşilayacak sizi. Adim atilmayacak kadar kalabalik çarşisinda saatlerinizi harcamak isteyeceksiniz. Minik hediyelik eşyalarin işçiliğine hayran kalacaksiniz. Heykelleştirilmiş caretta carettalari evinize goturebileceksiniz, gerçeğinin yerini tutamasa bile. Bir de teknelerin oluşturduğu gorkemli tabloyu gormeden, dondurmasindan kocaman bir isirik almadan Dalyan'i terk etmeyin.
Dalyan'in guzellikleri, doğasi anlatmakla bitmez. Gelin, kendiniz keşfedin. Şanliysaniz, siz de İz Tuzu kumsalinda yuzerken caretta carettalari gorebilirsiniz.


CUNDA ADASİ

Ayvalık'ta yazlıgımız oldugu icin her yıl, yaz tatillerinde gezmeye Cunda'ya da gideriz. Evleri, kiliseleri, camileri, sokakları... Cunda Adası yaz aksamları cok renkli ve eglenceli olur. Biz de genellikle aksamları Cunda'ya gideriz. Ada sokaklarına yayılmıs olan carsısına alıs veris ya da sırf gezmek icin gireriz. Bu carsıda, genellikle dogal taslardan, deniz urunlerinden yapılmıs aksesuarlar, takılar ve sus esyaları satılır. Cunda Adası'nın Arnavut taslı yollarında, tarihi evlerinin yakınında olmak cok hos bir duygu. Gunumuzde tarihi, islemeli, sarımsak taslarıyla ilgi ceken Rum evlerinin bir kısmı bar ya da lokanta olarak isletilmekle birlikte, bir kısmı bos, ama cogunda hâlâ oturanlar var.
Bana sorarsanız, Ayvalık Turkiye'nin en guzel ilcelerinden biri. Ayvalık'ta bulunan eski adıyla Cunda, yeni adıyla Alibey adası ise ozel bir tarih ve lezzet merkezi. Ulasım gun icinde saatte bir Ayvalık'tan tekne ile yapılır. Ya da 60'lı yıllarda yapılmıs olan ilk Bogaz Koprusu ile karadan gerceklesir. Cesitli deniz urunleri, balık mezeleri, papalina gibi ozel balıklarıyla tanınır.

Buradaki lokantalarda ve yapılarda Midilli ve Girit etkisini gormemek mumkun degildir. Essiz manzara esliginde, turlu Ege otlarıyla yapılan mezeler, balık yemekleri, sakızlı dondurma, kurabiyeler, lor tatlısı ve lokma burada tatmanız gereken lezzetler arasındadır. Cunda Adası'nda Bay Nihat, aralarında balık pastırması, balık sucugu, soslu kılıc balıgı ve uskumru cirozunun da yer aldıgı, deniz urunleriyle hazırlanmıs meze ve yemegiyle meshurdur. Gunay Restoran ise deniz urunleri, zeytinyagıyla tatlandırılmıs ot mezeleri ve balıklarıyla meshurdur.
Deniz kestanesi mezesini sadece Cunda Adası'nda yiyebilirsiniz. Ege'ye ozgu bir tat olan lokma tatlısı denilince Cunda Adası'nda ilk akla gelen isim Sahil Boyu'nda Saki ve Mustafa'dır. Burada her gun yapılan lokma, gunduz tur gezisiyle gelenler, aksamları da daha cok yazlıkcılar ya da tatil icin adada olanlar tarafından neredeyse kapısılır. Herkesin begenerek ve severek yedigi Ayvalık tostu ise benim favorimdir. Ayvalık tostunun tum sırrı, icerigindeki malzemeleri degil ekmegidir. Tas Kahve'de ise cayın ama ozellikle de ada cayının keyfine doyum olmaz.
Ayvalık, Ege Bolgesi'nde zeytin agacları ile kucak kucaga yasanan bir ilcedir. Zeytin uretimi ve zeytinyagcılık ilcenin gecim kaynaklarından en onemlisidir. Bu nedenle, Cunda Ada'sında da zeytin, zeytinyagı ve zeytinyagından yapılmıs sabunların yer aldıgı dukkanlar bol miktarda bulunur.
Alibey Adası'nın merkezinde bulunan Taksiyarhis (Aya Nikola) Kilisesi, Tımarhane Adası-Taslı Manastır, Ay Isıgı Manastırı, Agios Yannis Kilisesi, Koruyan Meryem (Leka) Manastırı, Kızlar Manastırı, Tavuk Adası Manastırı, İlyas Peygamber Manastırı gorulebilecek tarihi mekanlardandır.
Arnavut taslı yollarında gezmeden, Asıklar Tepesi'ne cıkmadan, lokma tatlısı yemeden, Tas Kahve'de adacayı icmeden, Ada Restoran'da balık yemeden, Bıyıklı'nın Yeri'ne ugramadan, Paterica koylerine gitmeden, tarihi yel degirmenlerini gormeden, kilise ve manastırları gezmeden, sahil boyunda essiz manzarayı seyretmeden, resim cekmeden, Cunda'nın ıssız koylarında yuzmeden, kucuk gezi tekneleriyle ada turu yapmadan, gun batımını izlemeden donmemenizi hararetle oneririm.

 DATCA

İnsanin aklini basindan alan sert ve cesur ruzgarlarin estigi, gittiginizde kekik kokusu alip dogayla butunlesebileceginiz tek yerdir Datca. Tarihi zenginligi ile de unlu bu beldemize İskender yuzmeye gelirmis. Datca'nin ucunda, iki kardesin yani Ege ve Akdeniz'in birlestigi Knidos adinda mukemmel bir yer var. Hem mistik hem de yakalayinca birakmayan bir yer olan Knidos, ne yazik ki simdi korumasiz durumda.
Koylarinin goz alabildigine guzelligini izlemek boynumuzun borcu. Aralarinda en cok sevdigim koy Aktur; burasi kuzey ruzgarlarindan korundugundan denizi cok sakindir. Koyumuzda hem tekne turlari yapabilir, hem de tepede guzel bir yemek yiyebilirsiniz. Aktur'da bisikletinizle de dolasabilirsiniz. Burada herkes genellikle bisiklet kullanir. Bu koyda bunun gibi pek cok sey yapabilirsiniz; denizde deniz yildizi bile bulabilirsiniz. Simdi size, perili kosku anlatayim, diger adiyla "pembe kosk". Burasi Datca'nin tamamini goruyor, mimari yapisi bir saraya benzeyen pembe kosk tertemiz bir sahile de sahip. Huzurlu bir yerde kalip manzara izlemek ve dogayla butunlesmek isterseniz, burasi tam size gore.

Simdi sira Kizilbuk'te... Burasi nazli bir koydur; cunku bu koya ancak deniz yoluyla ulasabilirsiniz. Karadan ulasmak cok zor ve tehlikeli... Buranin tertemiz ve turkuvaz mavisi bir denizi var; yuzmek ve biraz sakinlesmek icin ideal bir yer diyebilirim. Berrak suyu ile gozlerinize senligi davet edip gizemli havasini simdiden icinize cektiniz mi?
Geldik Kargi koyuna... Kahvalti etmek ve size gulumseyen gunes altinda yuzmek icin mukemmel bir yer. Burada peynir cesitlerine sahip bir kahvalti yapabilir veya bambaska bir ziyafet cekebilirsiniz. Simdi sira Hayitbuku'nde... Burada da ogle yemeginizi yiyip denize girebilirsiniz. Datca'nin tum koylari gibi buranin da denizi tertemizdir. Hattâ maviliklerde deniz yildizlari ve rengarenk baliklar bile bulabilirsiniz. Buradaki lokantalarda bin bir cesit yemek yiyebilirsiniz. Palamutbuku de Hayitbuku'yle benzerlikler tasir; taze balik ariyorsaniz burasi idealdir; inanilmaz derecede huzur veren havasi esliginde...
Datca'nin sehir merkezinde, yoresel alisveris yapabilirsiniz. Ornegin taze zeytin, badem ve her turlu hastaliga iyi gelecek bitkisel yaglar satin alabilirsiniz. Eski Datca adiyla tas evlerin bulundugu manzarasi bol olan ve tarihi dokusunu yitirmemis bu yeri gezmeden Datca'yi gezmis sayilmazsiniz. Burada eski zamanlardan kalma minareler bile bulunur.1999'da yitirdigimiz degerli yazarimiz Can Yucel'in mezari da buradadir. Bahcesinde bir tas vardir, bu tasta imzasi yer alir. Can Yucel'in kutuphanesinde pek cok kitap bulunur. Kesinlikle gorulmesi gereken bir kultur birikimidir. Eski Datca'daki tum evler tastandir; evlerin bazilarinin bodrum katinda kitapliklar vardir; eski kitaplara rastlayabileceginiz tarihin zengin kaynaklarini barindiran kitapliklardir bunlar....
Tas evler genellikle sarmasiklarla kaplidir; buradaki lokantalarda Datca'nin olaganustu manzarasini izleyebilirsiniz daglarin arasindan. Ne de olsa, Datca'da sayisiz dag vardir. Bu daglara tirmanmayi basarirsaniz, inanilmaz guzellikte manzara izleme sansi yakalayabilirsiniz. Datca'nin denizi tertemiz ve olaganustudur. Kumsallari tertemizdir, bazi kumsallar koruma altina alinmistir. Datca'da genellikle her yerde kekik vardir, bu yuzden surekli kekik kokusu alirsiniz.

Datca manzara bakimindan inanilmaz yogun bir yerdir; manzarasiz yer nerdeyse yok denecek kadar azdir. Hastaliklari iyilestiren bu "sifa yeri"ne gelis yolu bile sizi buyuler. Sol tarafinizda Akdeniz; saginizda ise Ege Denizi ile sarmalar sizi. Doga âdeta canlidir Datca'da, narindir agaclari. Her dali saf bir mutlulugu temsil eder cam agaclarinin. Gece ise orman sanki daha da gurlesir ve guzellesir; ay ormanin icinden dogar âdeta. Yildiz kaymalari ve benzer gokyuzu olaylarini gorebilirsiniz sahilden esref saatlerinizde.
Datca'nin kiyisindan yurudugunuzde piknik yerleri ve ruzgar degirmenlerini gorebilirsiniz. Burasi inanilmaz derece ruzgarlidir. Bu yuzden denizi cok dalgali ve kayaliktir. Denizin âsiligini, ruzgarin hircinligini bir kenara birakirsak, burasi gun batimini izlemek icin iyi bir firsattir. Datca'nin merkezine dogru giderken yolun yarisinda tatil koyleri vardir. Buralarda kalabilir ve denize girebilirsiniz. Bazi sorfculer burada sorf yaparlar.Tatil koylerinin karsisinda adalar vardir, ama buraya kanoyla gidebilirsiniz. Adalarin denizi "icme suyu" denilecek kadar temizdir, rengi ise gokyuzunun aynasi gibidir.
Tekne turu demisken koylari anlatmadan olur mu? Manastir koyunda yuzerek karaya cikip manastirin kalintilarini gorebilirsiniz. Dis koyunda ise kayalar o kadar uzun ve diktir ki bir dis gibi dururlar. Burasi tipki bir agza benzer. Palmiye koyu mu? Burada da bir suru palmiye agaci vardir, denizin suyu cok tatlidir. Yolda limana dogru giderken ucan balik bile gorebilirsiniz; kanatlariyla biraz havada ucup denize geri donen yaramaz baliklar....
Pek cok tarihi eser barindiran, hastalari iyilestiren, bitki sulari, bademi, guler yuzlu ve konuksever insanlari ile yasamin tazeligini hissetmek istiyorsaniz, Datca tam size gore bir yer...

 TEKIRDAG

Trakya'dan yolunuz gectimi, buralari bilirmisiniz? Bizim yolumuz bu aralar Trakya'ya uzandi ve Tekirdag da mola verdik...Trakya'yi ve Tekirdag'i anlatmak uzun uzun satirlar ister muhakkak...Ama degerli Muhsin Durucan, dortluklerinde bakin nasil bahsetmis Tekirdag'dan:
Gunde dort mevsime havasi ayar
Demir gibi aydin insanlari var
Koftesi, uzumu, tahili da kâr
Avrupa'nin bir incisi Tekirdag.
Kiyida martica kanat vurmaktir
Barisi, siiri kucaklamaktir
Namik Kemal ve Ataturk olmaktir
Turkiye'nin bir incisi Tekirdag.
Gorunesi ve yasanasi yerler...İnsaniyla, dogasiyla, havasiyla bir baskadir Trakya derler. Tekirdag'da yasayan kiz kardesime yaptigim ziyaret biraz uzayacaga benziyor...Buralari gordukten ve kesfedilecek guzelliklerin farkina vardiktan sonra, bir kac gunde birakip gitmek acikcasi icime sinmiyor. Birkac gun once yaptigimiz gunu birlik gezimiz icerisinde tuttugum notlari, nihayet bugun bilgisayarimin basina gecerek, derleyip toparlayacagim. Guzel bir geziyi sizlerle paylasacak olmanin keyfi ve heyecani ustumde ve diyoruzkii...., Rotamiz UCMAKDERE...

Bulutlu bir Cuma sabahi...Tekirdag puslu ve sehir kendini hircin bir yaz yagmuruna hazirlar gibi, bir karariyor bir aciyor. Fotograf cekme merakimi bilen kiz kardesim ve esi, bu esrarengiz havadan faydalanip, ilginc fotolar yakalayabilecegim bir yere beni gotureceklerinden bahsettiler...Gereksiz bir huy belki benimkisi ama, yola cikmadan once internetten, gidecegim yer hakkinda kisa bir bilgi ediniyorum (ilk kez gidiyorsam eger..) Supriz biraz bozuluyor ama huy iste...)) hemen soyle bir gozattim...Bu Ucmakdere neresiymis, nasil bir yermis. Ve ''Tamamdir..'' dedim. Vakit kaybetmeden yola cikalim....
Sahil yolunu kullanmaya karar verdikten sonra, Tekirdag cevre yolundan rotamizi, sehrin sahilini yazlik tesisleriyle, kumsallariyla ve eglence mekanlariyla tamamlayan Altinova, Barbaros ve Kumbag yoluna cevirdik. Hemen ufak bir hatirlatma; Marmara Denizinin en buyuk adasi olan Marmara Adasi ile karsi karsiya olan Tekirdag, Barbaros beldesinden adaya ulasim sagliyormus. İstanbul'dan deniz otobusu ve gemi, Erdek ve Tekirdag'dan feribotlarla gidilebiliyormus. Ogrendigim kadariyla, balik tutmak isteyenler icin idal bir yermis ada. Mermer ocaklari bulundugundan rutubeti yokmus. Zeytin agaclari sarmis dort bir yanini ve Marmara adasi; sahilleri, denizi, dogasi ve tarihi kalintilari ile ziyaretcilerine gorsel bir solen sunuyormus. Sanirim gitmeden, gormeden olmayacak. Ada turunu bir baska programa dahil ederek ilerlemeye devam ediyoruz...

Ve KUMBAG...Tekirdag-Sarkoy kiyi seridi uzerindeki bu sirin belde, Ganos daglarinin Marmara kiyilarinda yer almakta. 1993 yilinda belediye olma hakkini elde etmis olan belde, Tekirdag il merkezine 11 km uzaklikta. İstanbullularin yogun talep gosterdigi yazlik mekanlardan. Sadece İstanbul'un degil, Trakya'nin da tatil ve eglence mekani olmus adeta....
Bir yandan yolumuzun ustundeki bu sirin yerler hakkinda bilgi topluyorum, bir yandan bol bol foto cekiyorum. Yol ayrimindan Naip koyune dogru ilerliyoruz. Bu arada hava kapattikca kapatti kendini...Ara ara camlarimizi islatan yagmur taneleri, hafiften esen ruzgar ve aylardan temmuz:)) Yazin ortasinda boyle bir hava...
Koye girer girmez gozlerimiz bir koy kahvehanesi aradi. Cok gecmedi gordugumuz kahvehaneye girdik ve cay icme arzusu ile siparisimizi verdik...Koy kahveleri...Nede guzellerdir, nasilda sicak. Cayi bir baska olur, kahvesi bir baska....Tadina doyum olmaz, bilirim...
Hosgeldiniz deyip, getiriyor kucuk cirak caylarimizi...Caylarimizi yudumlarken, laf atti diger masadan bastonu elinde tonton mu tonton yasli bir dede...
"- Evlatlar, buralardan misiniz ?"
"- Yok dedem"...dedim. "Geze geze Ucmakdere ye gidiyoruz.."
" - himm..iyii iyii..." ! dedi:)) Oylesine, sanki tanirmis gibi bizi ve dedemin o tavri inanilmaz hosumuza gitti. Muhabbeti biraz daha uzatmak istedim tonton dedemle. Sordum Naip koyu nesiyle unludur?. Oda anlatti sagolsun. Sebze ve meyve yetistirilirmis cogunlukla. Kirazi ve ekmegide meshurmus hani...Dedemizin muhabbeti cok hostu ama yola devam etmek gerek. Guzel koy kahvemizin taze caylari keyfimize keyif katti ya, firtina bile ciksa su an hic onemli degil...
Manzara essiz...Dar ve virajli yolarla tepeye tirmaniyoruz. Bir tarafiniz dag, diger tarafiniz deniz. Karsida Marmara adasi ve Hayirsiz ada...Bu yol bana ister istemez, Mersin-Antalya sahil yolundaki virajlari hatirlatti. İnanilmaz bir sey. Tepede musait bir yerde durduk. Ve bu goruntuyu omrum boyunca kac kere gorebilirim ve resmini cekebilirim bilemiyorum ama...Karsisinda soyleyebilecek tek bir soz bulamadim. Denizin ustunde bir yagmur bulutu...Sanirim anlatmam yetersiz kalacak. Dilerseniz yorumlari ben size birakayim.....
Ganos daglarinin eteklerinde yol almaya devam ederken, birbirini takip eden koylari izlemek, temiz havanin, bol oksijenin tadini cikartmak ve her bir kareyi fotolar ile olumsuzlestirmek...Doyumsuzluk dedikleri, bu olsa gerek. Cunku bu essizlige doyamiyoruz:)) Yola cikmadan once internetteki Ucmakdere yazilarinin birinde, dikkatimi ceken bir satir olmustu. Sizinle paylasmak istiyorum: "Ucmakdere yolu sizi, usta bir ressamin fircasindan cikan, yagli boya tablonun icine cekiyor sanki..." Evetttt....Kesinlikle dogru...Bu manzara karsisinda baska bir sey gelmez insanin aklina. Yolu ayri guzel, kendi ayri guzel...Cinar agaclari, ahsap evleri, tertemiz havasi, bozulmamis bakir yapisi, sicakkanli guler yuzlu insaniyla, genelde yazilarimizda sikca kullandigimiz "Cennetten bir kose"...Ne sansli evlatlariz ki, boylesine guzellikleri barindiran, cennet bir ulkede yasiyoruz...
Tarihi, eskilere dayanan Ucmakdere koyunde bir cok tarihi kalintiya rastlamak mumkun...Eski ahsap Rum evlerinin izlerinİ goruyorum, cogu evin dis yapisinda... Eski donemde ipekbocekciligi ile ugrasan halki, zamanla ipek uretimini bitirmis. Genelde meyvecilikle ugrasan halk, kendi halinde mutevazi bir hayat yasiyor bu sirin koyde.
Dag sporlarina merak salanlarin ilgi odagi olmus Ucmakdere. Yamac parasutu bolgede yaygin bir sekilde yapilmakta. Tekirdag Valiligi ile Tekirdag Doga Sporlari ve Havacilik Kulubu tarafindan dort yildir duzenlenen ve bu sene de 6-7-8 Mayis tarihleri arasinda gerceklesmis olan, "Tekirdag Ucmakdere Yamac Parasutu Festivali" artik bir gelenek haline gelmis. Bu semalarda suzulmek icin, 625 m yukseklikteki Nisantepe'ye cikmak gerekiyormus...Burada dort kalkis noktasi bulunuyormus. Zirveden asagi dogru suzulup, Ayvasil koyunda tamamlanan inisi yasamak, kimbilir nasil guzel bir duygudur...Denemeden gitmemeliyim diye dusunuyordum ki, havadaki yagmurun siddeti artti. Ruzgar da pek izin verecege benzemiyor. Ben de yamac parasutu deneyimimi bir baska gune ertelemeye karar verdim ve o an olmasi gerekeni yaptim...Kendimi yagmurun altina biraktim...

 SINOP 

Sinop kiyilarindayiz... Maketlerde kullanilan ceviz ya da kavak, iki milimetre kalinliginda kesiliyor. Tek tek, inceltiliyor tahta parcalari. Bunlar islendikten sonra, oto boyasi ile hicbir hata yapilmadan boyaniyor. Her minik parca, aslinda renklerle degil de, goz nuru ile kaplaniyor. Emek, dantelsi bir incelikle dokunuyor. Ardindan, ipligi, tahtasi, yapiskaninin olusturdugu bir eser cikiyor ortaya. Deniz kiyisinda, sehrin ortasinda, hattâ balikcinin yani basinda satiliyor bu kotralar. Sinop'tayiz.

Turkiye'nin kuzey ucundaki bu cennete giderseniz, hele bir de deniz tutkunuysaniz... Adabasi'nda soguk ve firtinadan kabarmis denizi, kollarini acmis sizi bekler bulursunuz! Dalgalar, tum benliginizi hizla sallanan bir besik gibi bir asagi, bir yukari surukler. Eger sansliysaniz, yunuslar cikar karsiniza. Kardesce yuzerken onlar, huzuru tum benliginizde hissedeceksiniz. Doga ve yalnizca siz... Bir de Sarikum var isiltilariyla gozleri kamastiran. Yolu uzundur; ama arabanizdan adiminizi disari atar atmaz hissedeceksiniz ki degermis... Yolunuza eski, ahsap ama gucunu yillardan toplamis bir kopru cikacaktir. Tam ortasina gelin ve basinizi asagi cevirin. Kaplumbagalar gozler yolunuzu; yesil evlerini sirtlarina almislardir. Eminim onlar da size bakiyor olacaklardir. Hemen yanindaki Sarikum Golu ise binlerce kusu barindiran bir doga harikasidir; bu nedenle Orman Bakanligi tarafindan koruma altina alinmistir.
Ne var ki, bu guzellikler sonsuz olmayacak! "Nukleer santral" denilen bir riskle karsi karsiya yuce agaclar ve yasli kaplumbagalar. Cennete nukleer santral dikiyorlar! Eger bir terslik cikarsa bu taninmaz yapida, iste o zaman olume terk edilecek tum guzellikler... Civildayan kuslar, hisirdayan yapraklar ve gokyuzu... Enerji icin karanliga kursun sikiyorlar. Yuzyillardir topraga kok salmis cinarlar, hak etmiyorlar bunu. Gerci daha baslanmadi bu calismaya ama, dilerim fark edilir doganin hissettikleri.

Sokak kahveleri vardir. Genci yaslisi, zengini fakiri o parklarda toplanir. Koyu sohbetler alevlenir buralarda. Hele aksam saatlerinde deniz kiyisinda yuruyuse ciktiysaniz, hattâ bir de parkin ya da kahvelerin onunden geciyorsaniz, tum tanidiklarinizla karsilasirsiniz. Onlarla tek tek ayakustu konusmadan yuruyemezsiniz bile. Bir bucuk saatin sonunda bakmissiniz ki evinizden topu topu birkac metre ilerleyebilmissiniz!
Sinop'un sokaklari... Sicak, icten insanlarin yakinliklari ve limana gelen vapurlarin seslerinin butunlestigi o yollar... "Yine ayni bu Sinop sokaklari/ Defalarca yurudugum su kaldirim, su taslar/ Bir ciliz isik, nihayet tuten bir baca.../ Nurten Koroglu". Sinop'un sokagi, yemegi, insani birlesmis ve oyle bir kent olusturmus ki, modern mi demeli, gelenekci mi, yoksa gelismis mi?..
Ne zaman gidilse bu Karadeniz'in incisine, gulunc bir olaya tanik olmadan bitirmezsiniz gunu! Alemdir halki, umursamazdir ama bilir!.. Gormez, ama fark eder!.. Ne zaman ne yapacagini kestiremezsiniz, sagi solu belli degildir, ama en sonunda bulur isin dogrusunu. Denizin sonsuzlugu, gunun hafifligi acar zihinleri. Kalabalik, telasli sokaklardan Sinop sokaklarina adim attiginizda, gunu yasadiginizi fark edersiniz, zamanin varligini anlarsiniz! Cimenlerin uzerinde uyuyarak sabahlayan insanlar mi, daha bir iki aylik bebegini denize sokmus anneler mi, kimlere rastlamazsiniz ki Sinop sokaklarinda!..
Mantisi unludur. Incecik acilir hamur, icine ozensiz ama duzgunce yerlestirilmis etle katlanir. Nokul ise borek gibidir, ama daha lezzetlidir. Yolunuz Sinope'ye duserse, hele bir de karniniz acsa, varligiyla sokaklara sigmayan manticilardan birine dussun mutlaka yolunuz.

Turkiye'nin kuzey noktasinda bulunan Inceburun'daki deniz feneri, onca gemiye yol gosterir, hepsini denize baglar. Ici kristal olan bu fener, sisin getirdigi dalginligi dagitir, tum kaptanlarin gozlerini kamastirir. Bir baska deniz fenerimiz de Sis Dudugu'nde var. Puslu havalarda cikardigi o bugulu ve kulaklara isleyen ses gemileri uyarir. Lapa lapa yagan karin esliginde o tok melodiyle uyumak hayal gibidir. Bu arada, bu uzun uzun oten sesi yalnizca Sinoplular bilir. Yazin pek sis olmadigi icin, kose bucak Karadeniz'i gezen turistler bile bu sesten mahrum kalir.
Akliman'da ise Turkiye'nin tek fiyordu bulunur. Dogal bir ic liman olan Hamsilos Fiyordu, denizin bir nehir gibi kara icine girdigi bir doga harikasidir. Kisin oraya siginmis bazi baliklarin yumurtalarindan cikmis minik yavrulari baharda seyretmeye doyum olmaz.
Unlu Sinop Hapishanesi var bir de. "Tarihin felaketi" olarak anilirmis o labirent. Adi duyulunca tuyler urperir, oraya gonderilen mahkûmlar olup olup dirilirmis. O daracik koguslar kimleri barindirmis, nelere taniklik etmis! Suclarinin bedelini ozgurlukleriyle odeyen onca insan, rutubetten kuf tutmus taslara yakinmis.
Bir ogretmenimiz anlatmisti bize, tek bir kisi kacabilmis o saglam betonlarin arasindan. Emin adinda idama mahkûm edilmis kurnaz bir mahkûm, o duvarlari asip denize ulasmis. Bu kacisi yuzunden ona ceza veren dalgalar arasinda bogusmus. En sonunda ayaklari karaya bastiginda bir eve siginmis. Tam da, ne mutlu diyecekken, bir de bakmis ki o kapilarini kendine acan ev bir polis evi! En azindan, Emin'in idam sucuna af cikmis ve o kactigi zindanlara geri donerken aklindaki olum korkusu silinmis.
"Disarida deli dalgalar,
Gelip duvarlari yalar."
"Gormesen bile denizi,
Yukariya cevir gozu;
Deniz gibidir gokyuzu;
Aldirma gonul, aldirma!"
Sabahattin Ali.
Gun isigini tadamayan cezalilar, denizin tatli ve umut verici sesiyle avunurlar.
Peki ya zalimce zindana atilan, bir de ustune iskence goren zavallilar?.. Onlar da aciyla kivranirken yakarislarin arasinda, masum ama zifirce vuran dalgalari duyarlar belki. Ve soylerler "Aldirma gonul, aldirma..."
Adi bile ta Antikcag'a dayanan Sinope'yi Osmanli doneminde Evliya Celebi de ziyaret edip halkini, tuccarini, marangozunu tanitmistir seyahatnamesinde.
Eskiden limani da hayli unluymus Sinop'un. Daha sonradan Trabzon ve Samsun'da da limanlar insa edilince, ikinci plana dusmus Sinop!
Ulu onderimiz Mustafa Kemal Ataturk milli mucadelenin baslangicinda Samsun'a giderken Sinop'a ugramis. Hattâ hemen baslatmis orada da harf devrimini. Sinop'un kalesini, denizini, kumunu goren kahraman, soyle demis: "Ne olurdu, Sinop'un yari guzelligi Ankara'da olsa idi."
Sen Sinope! Seninle ilk kez bulusan ziyaretcilerinin yuzlerine vurdugun soguk ruzgar akillardan silinmiyor. Kisin bize cektirdiklerine, ne kalorifer, ne sobalarin dahi karsi koyamadigi soguguna bile hasret herkes. Bir salon balkonu asip da icerideki tum parkeleri kabartacak gucte yagan yagmurunla - maalesef bu talihsiz olay bizim de basimiza geldi - besleniyor toprak. Hep Karadeniz'in olumsuz bekcisi olman, guzelliklerini sonsuza dek canli tutman dilegiyle... Kendini iyi koru Sinop... 

 KIZKALESI

Tarihi ile zengin, dogasi ve denizi ile kendisine hayran biraktiran ve Akdenizin sakli cennetlerinden biri olan, Mersin ilinin sirin kasabasi KIZKALESİ ne ufak bir yolculuk yapmaya ne dersiniz? Guzel olani kim sevmez ki!! Hele de o guzel, yanibasinizda ise daha da bir sanslisiniz...Uzun yillardir Mersin'de yasayan biri olarak, kendimi bu hususta sansli hissediyorum...Guzeller guzeli Kizkalesi...Tarihten gelen adiyla Korikos.... Mersin'in 60 km. batisinda bulunan kucucuk, iklimi, manzarasi, genis kumsallari ve mukemmel deniziyle, yerli yabanci turistlerin buyuk ilgisini cekmis nadide bir kasaba...
Ziyaretcilerin yogun bulundugu yerlere oranla burada, her sey biraz daha sakin ve huzurludur. Genis plajlari ve harika kumsaliyla, kamp yerleri ve irili ufakli pansiyon, motel, hotel ve otelleriyle, onlarca restaurantlariyla, bastan cikartici bir edaya sahiptir Kizkalesi...Yazi inanilmaz hareketli,kisi bir o kadar sakin gecer..Sanki bir yaz yorgunlugundan arinmak ve diyer yaza kendini hazirlamak istercesine, dinlenir, tazelenir......

Dramatik bir oykuyu icinde barindan bu sirin kasabanin tarihi ayni zamanda da orta caglara kadar dayaniyor... Milattan sonra 72 yilinda Roma egemenligine giren bu essiz yer, tam 450 yil buyuk bir tarim ve liman kenti olmus. Neredeyse Akdeniz'in butun zeytinyagi ihracati bu liman uzerinden yapilmis. Hatta kendi parasini bile basmis. En buyuk sikinti olan "su" kemerlerle Lamos cayindan getirilirmis.
O zamanlara ait Korikos kalesinin yapimina Roma'lilar tarafindan baslanmis, bes etapta Kibris'lilar tarafindan tamamlanmis. Kiyidan, asagi yukari 200 mt uzakliktaki adacigin ustune yapilan kale ise yasanilan trajedi karsisinda Kizkalesi ismini almis ve kasabaya adini vermis. Peki neymis bu trajedi dersiniz ?
"Korikos'ta yasayan Krallardan biri, bir kiz cocugu olsun diye gece gunduz Tanriya yakarmaktadir. Sonunda dilegi yerine gelir ve kiz buyudukce guzelligi ve yardimseverligi ile herkesin sevgisini kazanir.
Gunlerden bir gun kente bir falci gelir. Kral onu saraya cagirtir, kizinin gelecegini ogrenmek ister. Falci prensesin eline bakinca irkilir ama bir sey soylemez. Kral zorlayinca "Kralim" der, "kizinizi bir yilan sokacak ve bu yazgiyi hicbir sey bozamayacak" der ve "siz dahi engel olamayacaksiniz" deyip oradan ayrilir.
Kral, kiza bir sey soylemez ama dusuncelere dalar. Sonunda kiyiya yakin kucuk bir adacik uzerinde, ak taslardan bir kale yaptirmaya karar vererek kaleyi yaptirir ve kizini buraya kapatir. Olan biteni bilmediginden kizi uzulmekte, gunden gune eriyip gitmektedir. Gunun birinde saraydan kaleye gonderilen bir uzum sepetinin icinden cikan bir yilan kizi sokar ve oldurur"
Hikayenin dogru olup olmadigini bilmem ama buralarda herkesin dilinde olan oyku budur. Oyle ya da boyle "kaderden kacilmaz" diyenler bir kez daha hakli cikiyor anlasilan.

Sahil seridinin sig olmasiyla unlu olan Kizkalesi' nde suya dalabilmek icin, bir sure denizin icinde yuruyus yapmaniz gerekiyor. Ama her yerini boyle sanmayin. Ozellikle İnce Burun tarafindaki akintiya dikkat etmek lazim. Kiyidan, hemen hemen on dakikada bir kalkan tekneler, isterseniz sizi, kaleye goturuyor ve kalenin etrafini ceviren kayalarin baktigi o lacivert denizle bas basa kaliyorsunuz...
Denizden ayrilmak cok zordur bilirim...Fakat ''ben tarihte yolculuk yapmak istiyorum...'' diyorsaniz, civar sizi icine aliyor ve sinirsiz arkeolojik kalintiyi gorme imkani sunuyor. Basli basina bir acik hava muzesi gorunumundeki Mezarliklar vadisi iyi bir baslangic yeri olabilir. Orenyerinde ic ve dis kale kiliseler, sarniclar, su kemerleri, kaya mezarlari, lahitler ve tas dosemeli Roma yollari kismen ayaktadir. Bu arada Karakale'yi gezmeyi de unutmayin sakin...

Kizkalesi'nden yapilacak gunubirlik geziler sayesinde, yakin cevresinde bulunan Kanlidivane, Cennet ve Cehennem Magaralari, Narli Kuyu (..ki buz gibi masmavi denizi ve koydaki leziz balik lokantalariyla meshurdur), Silifke'de Silifke Kalesi, Uzuncaburc, Silifke muzesi, Ayetekla Kilisesi ..vb. gibi yerleri gorme imkani dogacaktir. Daha otede bakir kiyilariyla Aydincik, Ovacik ve Anamur gunubirlik gezilecek yerler arasindadir...
Cennetten bir kose arayanlara!...
TESEKKURLER.. 

TISAN 

Hobileriniz nelerdir diye sorsalar, tabiki bircok sey siralamam mumkun. Ama bunlarin arasinda ilk basta yer alan, hafta sonlari balik tutmak...Evet:)) Sasirmayin lutfen...Bir bayan balik tutmaktan hoslanir mi diye icinizden geciriyorsaniz, hemen cevaplamak isterim: Hemde cok, neredeyse tutku halinde...Tabi ailecek seviyor olmamiz, bunu daha da keyifli hale getiriyor..Mevsim musade etmedigi zaman karadan olta ile, bahar ve yaz aylarinda ise, tekne kazintimiz (fazla iddali olmayan 5.26m boyunda, 60hp motoru olan sari civciv teknemiz...) ile denize acilip, rastgele diyoruz...
Yine boyle bir hafta sonunda kendimize bir program yaptik. Uzun zamandir kismet olmayan, ama gitmek icin can attigimiz TISAN'a gitmeye karar verdik. TISAN'i ziyaret eden dostlarimizdan gitmeden yerimizi ayirtmamiz gerektigini ogrendik ve yer ayarlamasi icin bize yardimci olacak sahsa ulasarak, nerede konaklayabilecegimizi sorduk. Bize kiralanabilen villalardan bahsetti. Hepsi full esyali, ister tek katli ister dublex, ister triblex.....himm:)) Oldukca etkileyiciydi..Bize eslik edecek dostlarimiz da oldugu icin, dublex bir villayi, siki pazarliklar sonucunda ayirtip, cikacagimiz yol icin hazirlik yapmaya basladik. (Ev icin anlastigimiz fiyat gunluk 150 TL...)
TISAN'in cok guzel bir yer oldugunu duymustum. Biraz daha bilgi almak icin bir taraftan hazirlanip bir taraftan internetten arastirmaya basladim. Gordugum fotograflar ve okudugum yazilar daha gitmeden beni kendine hayran birakmisti. Direk bir alinti yaziyi sizinle paylasmak istiyorum ve tabii gorselleri de...Onun arkasindan kaldigimiz yerden devam edecegiz.

''Mersin'in Silifke ilcesine bagli,Yesilovacik beldesi sahilinde, mavi ve yesilin bulustugu koyda, Yunan kolonisi olarak kurulan antik kent, tarihi kalintilarinin yanisira, dogal guzellikleriyle gorenleri adeta buyuluyor. Akdenizin sakli cenneti olarak adlandirilan turkuaz rengi koy, Silifke Ilcesinin 31km guneybatisnda bulunuyor. Bugun TISAN adiyla bilinen APHRODISIAS antik kenti, beldenin denize uzanan burnunda yeraliyor. Il Kultur ve Truzim Mudurlugu kaynaklarindan derlenen bilgiye gore, dogu ve bati olmak uzere, iki limani olan antik kent, APHRODISIAS, I.O.VII. yuzyilda kurulmus bir yunan kolonisidir. Tarihi kalintilarin yani sira, doga guzellikleriylede on plana cikan ve ziyaretcilerini adeta buyuleyen antik kentin yakininda 1976 yilinda kurulmus, sakinlerinin buyuk bir cogunlugunu ANKARA'lilarin olusturdugu birde tatil koyu bulunuyor. Tisan adiyla kurulan tatil koyunde, dogu ve bati olmak uzere, kumu beyaz, mercan koylarini andiran turkuaz renkli iki koy ve doguya bakan koyun karsisinda, tatilcilerin yuzerek gidip gelebilecekleri mesafede iki de ada yer aliyor. Iki ayri sahilin bulunmasi, ruzgarin dogudan ve batidan esisiyle, dalgaya gore tatilcilere farkli secenekler sunuyor. TISAN, sessizligi, dogayi, denizi ve tarihi sevenler icin guzel bir mekan olarak dikkat cekiyor. Cakil taslarinin bile metrelerce uzaktan gorulebildigi koy, son yillarda dalgiclarinda ilgi odagi haline gelmistir....''
Eklemem gereken cok onemli bir sey de sakli cennet olarak tabir edilen bu yoreyi, Kibris Harekatinda, bir albayin helikopter ile bolgeden gecerken kesfetmis oldugudur. Nihayet, gerekli hazirliklarimizi tamamladiktan sonra yola cikiyoruz. Bize eslik eden arkadaslarimiz diger bir aracta, onlu arkali gidiyoruz. Bizim araca romorkta tekne bagli oldugu icin fazla hizli gitme olasiligimiz yok. Ama bir an once varmak istedigimizden, heyecenla, acele etmiyor degiliz hani...Yolda bir ara durup market alisverisimizi de yaptik. Yola devam...

Kizkalesi, Silifke ve Tasucu'nu da gectikten sonra Tisan yol ayrimina nihayet kavustuk. Cikmamiz gereken virajli yollarin ardindan, inilecek virajlari fazla hesaba katmadan tirmanmaya basladik. Tepeye geldigimizde ise......Aman allahim!!! Bu manzarayi kesinlikle gormelisiniz cunku muhtesem bir goruntu...Bizi nasil etkilemis olmali ki yaklasik 20-25dk. sadece manzarayi izledik. Tabi biz hala farkinda degildik, inilecek olan yolun ne kadar dik ve virajli oldugunun...Arkadaslar araclari ile rahatca dik yolu asagi dogru inerken, biz arkamizdaki tekne ile bu yolu nasil inecegimizin planini yapiyorduk. Neden mi? Cunku aracimiz van tipi ufak bir arac ve aracimiza bagli 5.30m lik bir tekne...Esim benden daha rahatti tabii. Sonucta burada boylece beklemeyecegiz ve bir sekilde inecegiz asagi, ama ben itiraf etmeliyim ki baya tedirgin oldum. Bu dik yamaci inerken tekne cok yuk bindirecek ustumuze ve kaymamiz icin oldukce dikkatli davranmamiz gerekecek. Sessizlik icinde ben bunlari dusunurken esim arabayi calistirdi ve yavas yavas inise gectik. Eli el freninde ,ayagi frende buyuk bir cesaretle o yamaci indik ama gelin bana sorun..:))
Site girisine geldigimizde artik arabanin kabortasindan dumanlar cikmaya baslamisti:)) Bu hararetli yolculugumuzun ardindan siteye girisimizi yaptik ve konakliyacagimiz yere dogru ilerledik. Guzel, bahceli, sirin bir ev bize merhaba dedi. Hemen esyalarimizi indirip, eve yerlestik. Gercekten evin icinde yok yok...Hersey tertemiz ve bir o kadar sik. Biraz dinlenmek icin once guzel bir kahve molasi verdik. Ve mis kokulu ciceklerin olusturdugu bahcede, hem kahvelerimizi yudumladik hemde yorgunluk attik. Asagi yukari 3 saat suren yol yorgunlugu ancak boyle atilabilirdi ustumuzden.

Hemen bir sahil turu yapmak istedik. Ve indigimiz sahile vuran ay isigi ortami isil isil yaparken, burada olmanin keyfini kendimizi kumsala atarak cikarttik. Ay isiginda bu kadar masum ve guzel olan bu yer acaba sabah nasil gorunecekti, meraktaydik... Aciktigimizin farkina vararak tekrar evimizin yolunu tuttuk. Ve aklimizda olan tek sey...Mangali bir an once yakmak..:)) Saat 22.00'den sonra etrafin ne kadar sesesizlestiginin farkina vardik. Herkez evine cekilmis ve sokaklarda sadece miyavlayan kedilerin sesi var. Tam bir huzur.....
Sabah erkenden kalktik..Bahcede guzel bir kahvalti ve ardindan denize acilma vakti...Deniz icin gerekli ekipmanlarimizi yanimiza aldiktan sonra sahile dogru yola ciktik. Aksam ay isiginda hayran kaldigimiz sahil, bizi gun isiginda da sasirtmadi ve biz tabiri caizse TISAN'a asik olduk...Esim tekneyi uygun olan yerden indirene kadar biz kendimizi masmavi suya birakmistik bile..Biraz yuzdukten sonra Tisan'in bilinen guzel koylarini bizde kesfedelim dedik ve tekne ile acilmaya basladik..Burunu donup diger koya dogru ilerlerken yunuslar bize eslik etmeye basaldi...Tablo harikaydi...Yanimiza makinamizi alamadigimiz icin fotograf cekmek buyuk bir sikinti olsa da bazi internet gorsellerinden faydalanarak size guzel fotolar sunmaya calisiyorum...
Iki koy da bahsedildigi kadar guzel. Bu arada, ufacik bir koy daha kesfettik. Hem yuzmek icin hemde olta atmak icin uygun bir yer oldugu kanisina vararak capamizi biraktik... Gunes yakiyor, deniz buz gibi...Koy binbir cesit cakil taslariyla dolu...Yuzerek kiyiya ciktik..Belki bir ya da iki cadir kurulabilecek buyuklukte olan bu sirin koyun rengarenk ve irili ufakli cakil taslarindan avuc avuc topladik. Ben tekrardan tekneye donerek, olta atmak icin hazirlik yapan esime yardimci olmaya karar verdim..En azindan igne ucuna takacagimiz karidesleri ufak parcalara ayirayim da, hazira konmus gibi olmayayim dedim:))

Oltalar hazir. Yemleri de ucuna taktik, hadi bakalim rastgele...Aradan 20-25 dk gecmiyor..heytt...:)) derya kuzusu bunlar!!! Teker teker karagozler gelmeye basliyor...Olta isi sabir isidir..Bazen sansiniz yaver gider atar atmaz duser baliklar oltaya. Bazen de saatlerce beklemek icap eder, sessiz sakin ama umutlu:)) Muhakkak duser bir iki tane de olsa..Boyle giderse aksama ziyafet var...
Tam baliklar cifter cifter gelirken, bir taraftan da sadece bize ait olan koyda diledigimiz gibi bagira bagira sarkilar soyleyip deniz sefasi yaparken, deniz birden bire dalgalandi.. "Noldu, hayirdir" dememize kalmadan, solugu yanimizda, bizim teknenin yaklasik 10 kati buyuklugunde (abartmiyorum ) belkide daha buyuk), ici hinca hinc insan dolu gezi teknesi yanasti. Anlasilan biz baya sahiplenmisiz bu koyu...Nerden ciktilar bunlar simdi demeye kalmadi, ustune bir tekne daha...)) Olan bizim baliklara oldu...Mecburen oltalari topladik. Bir havuz haline gelen canim guzel koyu, istemeye istemeye birakip ayrilmak zorunda kaldik.....Zaten acikmistik ta..
Tekrardan sahile donup hem dinlenme hem de atistirmak icin kendimize zaman yaratmis olduk...Tuttugumuz baliklari da aksama saklamaya gerek yok...Oglen ile ikindi arasinda da pekala guzel gidebilir diye dusunurken, bir cocugun sahilden mutsuz ve yorgun olta attigini gordum. Yanina yaklasip biraz muhabbet ettikten sonra saatlerdir olta attigini ama hic balik tutamadigini ogrendim ve bizim karagozleri ona hediye ederek, elimiz bos ama bir cocugu mutlu etmis olmanin hazzi ile evimizin yolunu tuttuk..
Heryer mustakil, bol yesillikli bahceli ev ve mukemmel villalarla dolu....Burada yasamak herhalde insanin omrune omur katar. Yururken mis gibi kokularin duyuldugu bir firin ile karsilastik...Firinda ne istersen yapiliyor...Sen yeterki iste!! Bir guzel acligimizi bastirdiktan sonra , eve varip dinlenmeye gectik...
Iki saaatlik dinlenmeden sonra yine kendimizi sahile attik..Koy tiklim tiklim dolu....Ve dusunmeden edemedim bu kadar insanin oldugu bir yer, gece nasil sakin olabiliyor diye...Ama Tisan'i Tisan yapan da bu sanirim...HUZUR...Tekrardan tekne ile kesfettigimiz koyumuza dogru yol aldik...Super...Koy yine bize kalmis. Gitmisler:))
Bu arada yeri gelmisken,Tasucu'ndan gunubirlik tekne turlarina, yat gezilerine katilabileceginizi belirteyim. Bu geziler sayesinde de Tisan'i gorme olasiliginiz mevcut. Tasucu'ndan kalkan tekneler, Barboros koyu, Dana adasi, Tisan, Bogsak gibi ya da istege bagli olarak ozel tur programlari ile size deniz ve dogayi birarada sunabilir. Bu hatirlatmayi da yaptiktan sonra, koyumuzun tadini cikatmaya devam edelim..
Bu arada Buyukeceli'den donen iki grup dostumuz bize surpriz yaparak yanimiza ugradilar. Onlarinda bize katilmasiyla keyifli gecen tatilimiz, daha da keyiflendi. Sahilden onlari da tekneye alip tekrar Tisan yarim adasi etrafinda turlamaya, koylarda mola verip biraz dolasmaya basladik. Denize girmek isteyenlerimiz deniz sefasi surerken, ben ve esim oltalarimizi denize atmaya basladik...Sansimiz bu sefer pek acik olmadi. Oltaya degen balik bile yok. Hani soyle gecerken kuyruklari deyse..:)) Demistim ya, bu is sabir isi...Bu arada biz bu cennet mekanin tadini cikartirken zaman bize inat hizli ilerlemis gunes yavas yavas cekilmeye baslamisti. Yanimiza ugrayarak, gunumuze tat katan doslarimizi kalmalari icin ikna edemedik ve bizde aksam yemegi icin "bayanlar mutfaga, beyler televizyon basina" seklindeki gorev paylasimini yaparak hazirliga koyulduk...Oldukca adil bir paylasim olmus degilmi:))
Hos bir masa, muhabbetli bir gece, sessizlik ve huzuru dinleyerek yudumladigimiz kahvelerimiz...Burada koca bir omur gecirebiliriz...Sabah erkenden kalktik ve ogleden sonra yola cikacagimiz icin zamani hzili kullanmaya karar verdik. Karsimizdaki Kosrelik adasina gitmekti niyetimiz. Orada bir nekropol ve Erken Bizans kilisesi bulunuyormus. Onu merak edip gormek isterken, sahilde basima gelen talihsiz bir kaza sonucu (ayagimdaki terlikleri cikararak yalinayak yuremeye karar verip, ayagimi bir cam parcasiyla kestim de..: )) gitmek nasip olmadi. Ciddi bisey degildi gerci ama, yine de denize acilmak istemedik...Biraz daha temiz hava ve bahce keyfi surdukten sonra hazirliklari tamamlayip yola cikmak icin toparlandik. Burdan ayrilmayi istemiyorduk...Ama ertesi gun ise gitmek gerek:)) Tekrardan gelme sozunu kendimize vererek ve burayi kesfedenlere, bu kadar nezih ve guzel kalmasini saglayan sakinlerine, sonsuz sukranlarimizi sunarak, yola ciktik...






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 107 ziyaretçi (860 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=